Design and Programm AWCM Team Corum merkeze bagli Gökköy köyü, Corum, corum köyleri, yemek tarifleri, kiz isimleri, erkek isimleri Çorum, corum köyleri,yemek tarifleri, kız isimleri, erkek isimleri Tüm hakları saklıdır
Site Ana Sayfa
   16. Ekim 2018, Salı      
 Ana Sayfa
 İlimiz Çorum
 Köyümüz Gökköy
 Gökköy Derneği
 Duyurular
 Kaybettiklerimiz
 Yaşam ve kültür
 Video-slayt
 Arşiv
Albümler
Yazarlar
Favorilerime Ekle!
Gonca Özdek Faki
  Ana Sayfa >  YAZARLAR
Filiz Gül
GİDENLERİN ARDINDAN…

Gün gelir, zaman dolmuştur, artık dokunuşlarındır sahne…

       14 Aralık 2011        09:38:19        82914   (defa okundu)             

 

 

Önce özlenir, istenir, sabırla beklenir… Bir dolu meşakkatli evreden geçer, umutla gün be gün gözlenir… O büyük gün gelene değin her şeyden izole bir hayat sunularak karşılaşılacak zaman hazırlanılır…

Sonra sonra… Gün gelir, zaman dolmuştur, artık dokunuşlarındır sahne…

 

Evet… Geldi; yüzündeki kocaman merak ve endişeyle… Sonra ses verdi, hayata inat (!) ben de varım dercesine…  Hoş geldin bebek… Hoş geldin çocuk… Hoş geldin genç… Hoş geldin Ademoğlu… Sen de hayata renk verecek, ömürlere değecek, olaylar yaşayacak ve kim bilir ne güzel dokunuşlarda bulunacaksın. Öyle ki; yaptıkların seni anlatacak ve büyürken karşındakileri, olup bitenleri de şekillendirecektir.

 

Her adımında gerçek bir iz bırakacaksın, sağlam vuruşlar yapacaksın, cırtlak notalar basacaksın belki de… Ama bil ki; hepsiyle bir armoni olup akacaksın hayata ve hayatlara… Geçeceksin ömürlerden, yaşamlardan…

 

Geldiğimizdeki gibi saf ve bilinçsiz olmuyor tabii, sonraları. Zamanın gelişim sürecinin en canlı kanlı örneğini gösterip kuralları değiştiren, ömrü şekillendiren adımlar peşinde koşma dönemi gelir, ardından yılların.

Ve işte başlamıştır artık can yanmaları ve yakınmalarımız… Saatler artık, bizliğin ötesinde benleri göstermeye başlar. Ayarlarını da nefese göre değil nefse göre yaptığımızda guguklu kuşun dışarı çıkma aralığı değişir.

Belki çok yorulacaktır, mesaisinden… Belki de el ense…

 

Küçükken kolumuzu ısırarak yapardık saatleri… Sanki daha o kadarcıkken, o çocuk aklıyla zamanın canımızı yakacağını anlar gibi…

Saliseler saniyeleri, saniyeler dakikaları, dakikalar saatleri, saatler günleri, günler haftaları, haftalar ayları, aylar yılları… Yıllar yıllar ömürleri…
Kovaladı durdu hep bu döngü birbiri ardını… Kimimiz bunlar altında ezildik, kaçış yolu aradık, belki de kaçtık… Kimimiz kaldık, göğüs göğse çarpıştık ya da kucak açtık…

Ama her defasında olan şuydu:

Kaçsak da kalsak da hep birileriyle temasta bulunduk. Ömürler gördük, ömür kattık. Yaşam kurduk, yaşam verdik. Bir şekilde hayatlarımıza dokunduk… Ve bu dokunuşları her defasında bir tık artırdık ya da azalttık. Ama her defasında gittik, gidenleri uğurladık… Her defasında birlikte yaşanmışlıkları silip geçtik, gittik… Görmezden geldik, gittik… Heba ettik, gittik…

Ya da gidenleri izledik; yorgun, bezgin, umutsuz… Taşlaşmış, tepkisiz, müdehalesiz… Aslında içten içe can gidiyorken ve bunu diyemeden… İtiraf edemeden, kal demenin dağ olduğunu düşünerek…

 

Gitmek için uzun uzadıya ayrı kalmak da gerekmez. Her gidiş ölüm demek de değildir. Elbette ki gidişin en kasvetlisi ölümle gelendir; lakin, her gidiş ölüm demek değildir. Nefes aldığı halde gidenlerde vardır, zamanın boğukluğunda uğuldayan seslerine yenilmiş, gidenler…

Ölümün gidişi zordur elbet, ağırdır, sancılıdır… Acıtır, kanatır, neden dedirtir… Kusur aratır bazen, bazen de teslimiyeti gösterir. Ya yaşarken gitmek, o neyin göstergesidir? Uzun uzadıya guguklu saati dinleyip de çekip gitmek nasıl olur? Hiçbir hayata dokunmamış, hiçbir ortak payda da buluşmamış gibi gitmek…

 

Aslına bakarsak ikisi de netameli, ikisi de can yakan… Ama kalarak gitmek!... Ölümün kabullenebilirliği ne kadar katlanılabilirse kalarak gitmenin sindirilemeyişi o kadar alenidir. Elbet, bir gün tüm ruhlar buluşur, yürekler birbiri için çarpar…Ama öncesinde nefesler buluşur. Birleşir, can olur, canana vurur, rüzgar olur… Esintisinde dostluklar kurulur, mücadele doğar, birliktelik oluşur. Hayatlardan geçilir, her geçiş bir efsuni etki eder, tılsım olur. Her tılsımda bir ışıltı saçılır. Her ışıltı bir diğerinin ömrünü aydınlatır. Gökyüzündeki yıldızlara inat yeryüzünde ışıklı tinler dolaşır. Ne kadar hayata dokunduysak o kadar ışık buketi oluşur.

 

Kalp kırılır, gönül üzülür, can yanar, ruh sıkılır… Ama yine de sol memenin altındaki cevher kararmamalıdır, karartılmamalıdır. Hepimiz birer ışığız aslında, birbirimizi aydınlatan. Ancak bir araya gelirsek mucizeler yaratabilir ve onlara tanıklık edebiliriz. Gideni uğurlamayı da bilmeliyiz kalanı kucaklamayı da. Her gidiş bir seçimdir, teslimiyettir belki… Ama… Her kalış gelecek, umut ve yeni mucizeleri beraberinde getirir.

 

“Varlığın öyle güzel dokunuşlara şahit olduğunu bilseydik şayet, inan ki gitmeyi ötelemek için didinirdik ya da kaldığında zehr-i lisan etmekten vazgeçerdik.”

 

                                                                           FİLİZ GÜL

                                                                           ÇORUM, 11/12/2011


  Geri Geri Arkadaşına Yolla Arkadaşına Yolla Yazdır Yazdır Yukarı Yukarı  

Zöhre Durak
Olcay Turan
Seyfettin İlhan

Gonca Özdek Faki
Tüm hakları saklıdır