Design and Programm AWCM Team Corum merkeze bagli Gökköy köyü, Corum, corum köyleri, yemek tarifleri, kiz isimleri, erkek isimleri Çorum, corum köyleri,yemek tarifleri, kız isimleri, erkek isimleri Tüm hakları saklıdır
Site Ana Sayfa
   16. Ekim 2018, Salı      
 Ana Sayfa
 İlimiz Çorum
 Köyümüz Gökköy
 Gökköy Derneği
 Duyurular
 Kaybettiklerimiz
 Yaşam ve kültür
 Video-slayt
 Arşiv
Albümler
Yazarlar
Favorilerime Ekle!
Gonca Özdek Faki
  Ana Sayfa >  YAZARLAR
Nurettin İlhan
GÖÇMENLERDE RUH ve BEDEN SAĞLIĞI

İnsanların ruh ve beden sağlığı dengelerin uyumu ile doğrudan ilişkilidir

       04 Mayıs 2011        12:25:25        78257   (defa okundu)             

 

Yaşayan her canlı için sağlık çok önemlidir. İnsanlar içinse bu durum çok daha ayrı bir anlam ve önem taşır. İnsanların ruh ve beden sağlığı diğer canlılara oranla çok daha karmaşık olup; dengelerin uyumu ile doğrudan ilişkilidir. Ruh ve beden sağlığı arasındaki dengeleri kurabilmek ve onu bir yaşam boyu sürdürebelmek te son derece önemlidir.

Gün geçtikce karmaşıklaşan hızlı yaşam koşulları insanları çok yakından ve çok yönlü olarak tehdit eder duruma gelmiştir. Yoğunluğun belirgin olarak yaşandığı gelişmiş kapitalist ülkelerde ardı arkası gelmeyen acımasız tehditler; oralarda yaşamak zorunda kalan insanların ruh ve beden sağlığını belirgin bir şekilde tehdit etmektedir. Ve üstten gelen doğrudan veya dolaylı baskılar, insan sağlığını hergün birazdaha baskı altına almaktadır.

Gelin isterseniz asıl konumuza girmeden önce; bir insanın ömrünü sizlerle şöyle bir özetleyelim. İnsanlarda ruh ve beden sağlığı, doğum öncesinde başlar ve hayata gözlerini kapayıncaya kadar da farklı biçimlerde varlığını sürdürür gider. Bir anne adayının sağlık durumu ile başlayan bir insanın serüveni; bebeğin doğum öncesindeki gelişimi, doğum esnasında ortaya çıkan durumlar, çocuğun doğma, büyüme ve gelişme dönemlerindeki ailenin geçim durumları, ergenlik çağında yaşadığı olaylar, öğrencilik dönemlerinde sınavlarla başlayan yarışlar, askerlik ve ardından gelen işsizlik problemleri derken; evlilikler gelir gündeme ve alır götürür insanı bilinmezlere!!! Gördünüz değil mi? Bizde bir insanın ömrü neredeyse bu kadar. Bir çırpıda karıştık gittik yaşlıların arasına. Ve bir uzun tümce ile bir nefeste özetledik bir insanın ömrünü. Varla yok olma arasında geçen zorlu bir koşu ve hızlı bir yaşam. Öyle sanıyorum ki; geçmişe şöyle bir baktığınızda ve başınızdan geçenleri mercek altına yatırıp irdelediğinizde, ne demek istediğimi çok daha iyi anlayacaksınız. Sohbetimizi fazla koyulaştırıp derinlere daldırmadan, asıl konumuza geçelim mi?

Benim burada asıl ele alıp irdelemek istediğim konu; azgelişmiş ülkelerden işsizlik, ekonomik ve siyasi nedenlerden dolayı ortaya çıkan büyük göçler ve bu göçlerin, göç alan ülkelerde yaşayan insanlarda yaratmış olduğu ruhsal ve bedensel rahatsızlıklardır. Öyle inanıyorum ki; hiçbir insan durup dururken ve hiçbir neden yokken doğduğu toprakları terketmez. İnsanlar, ancak ve ancak varlıklarını tehdit eden durumlar ve zorlamalar karşısında zorunlu göçlere başvururlar. Örneğin: Doğal afetler, siyasi, ekonomik ve sosyal zorlamalar; büyük göçler için önemli birer neden oluşturabilmektedirler.

Göçmen kuşlar bile yaşadıkları bölgeleri doğanın zorlaması ile terkederler ve daha elverişli iklimlere ve yiyeceği bol bölgelere doğru göç etmek zorunda kalırlar. Ve zamanı geldiğinde de doğdukları, büyüdükleri ve yaşadıkları yerlere gerisin geri dönerler. Yani başka bir deyişle onların ayrılıkları geçicidir ve kısa sürelidir. Oysa başka ülkelere giden insanların konumları hiçte göçmen kuşlarınkine benzemiyor. Keşke öyle olsaydı demek istiyorum ama durum hiçte bildiğiniz gibi değil…Zira buralarda yaşanan gurbet, bambaşka bir gurbet. Artık kaçıncı bir gurbettir orasını doğrusu ben de bilemiyorum.

Gelişmiş ülkelerde göçmenlik konumunda yaşayan insanlar; yaşamış oldukları ülkelerin yaşam koşullarında külufak edilip eritiliyorlar. Ve hiç te farkında olmadan kendileri için hazırlanan kalıplara dökülerek şekillendiriliyorlar.Yani bir başka deyişle; gelmiş oldukları ülkelerdeki doğal yapılarından uzaklaştırılarak daha yapay bir konuma getiriliyorlar. Ve bütün bunları gerçekleştirirken de; insanları hatırı sayılır bir şekilde örseleyip zedeliyorlar.

Bakın bu konuda Yunan Filozofu Euripides ( I.O. 430 ) larda ne demiş. “Dünya’ da doğduğun yeri kaybetmek kadar büyük bir kayıp yoktur.” demiş. Büyük düşünürün bu söylemine ister katılın ıster katılmayın. Ama büyük göçlerin toplandığı ve doludizgin yaşandığı Avrupa ülkelerinde; bu büyük kayıbın yarattığı ruhsal ve bedensel rahatsızlıklar çoktan yaşanmaya başlanmış bile. Gelin isterseniz bu konuyu içeren araştırmaları ve sonuçlarını hep birlikte gözden geçirelim.

1960 li yıllarda büyük göçler alan çeşitli Avrupa ülkelerinde yapılan araştırmalar; bu ülkelerde yaşayan göçmenlerin yerli halklara oranla çok daha fazla ruhsal ve bedensel rahatsızlıklar yaşadıklarını ortaya koymuş. Ve yine aynı araştırmalar, ruhsal ve bedensel rahatsızlıklardan olumsuz yönde etkilenenlerin; erkeklere oranla bayanlarda çok daha yüksek olduğunu ortaya koymuş. Ve yine bu araştırmalar, yaşamakta oldukları ülkenin dilini, kültürünü ve sistemini iyi çözememiş ve içlerine kapalı bir konumda yaşayan göçmenlerin; ruhsal ve bedensel çöküntülerden diğerlerine oranla çok daha fazla şikayetçi olduklarını da ortaya koymuş. Yani, bu ülkelerde göçmenlik konumunda olan her insan; ruhsal ve bedensel rahatsızlıklardan üzerlerine düşeni peşinen almışlar.

Bu bağlamda nerede, niçin ve hangi koşullarda olursak olalım; doğamızdaki üreticilik ve katılımcılık ruhuna asla ket vurmayalım diyorum. Insanlar yaşadıkları ortamda; uyumlu, üretken, katılımcı ve paylaşımcı oldukları sürece insandırlar.

Ne dersiniz güzel insanlar, yoksa yanılıyor muyum???? Ses verin lütfen!!!

Iste araştırmalar, iste sonuçları; üstelik yorumlama işini de sizlere bırakıyorum…

Hoşça kalın.

Nurettin Ilhan n.ilhan@home.nl


  Geri Geri Arkadaşına Yolla Arkadaşına Yolla Yazdır Yazdır Yukarı Yukarı  

Zöhre Durak
Olcay Turan
Seyfettin İlhan
Filiz Gül
Gonca Özdek Faki

Filiz Gül
Tüm hakları saklıdır