Design and Programm AWCM Team Corum merkeze bagli Gökköy köyü, Corum, corum köyleri, yemek tarifleri, kiz isimleri, erkek isimleri Çorum, corum köyleri,yemek tarifleri, kız isimleri, erkek isimleri Tüm hakları saklıdır
Site Ana Sayfa
Gökköy Radyosu - ilaç gibi radyo
   19. Ekim 2018, Cuma      
 Ana Sayfa
 İlimiz Çorum
 Köyümüz Gökköy
 Gökköy Derneği
 Duyurular
 Kaybettiklerimiz
 Yaşam ve kültür
 Video-slayt
 Arşiv
Albümler
Yazarlar
Favorilerime Ekle!
  Ana Sayfa > Arşiv >  > 

Hasim Baris

Tanrinin Olmadigi Yer

Öyleye “Ilımlı İslam’’ taslaklarının yönettiği bir ülkede, beşyüz yıl önce bile yazılmış olsa, “Tanrının olmadığı’’ sözü nasıl kullanılabilirdi.
                77745   (defa okundu)               

  02 Temmuz 2006        22:36:41        4009   (defa okundu)     

Hasim Baris
         hasimbaris@ak-bim.com.tr

     Bodrum kalesinin zindanlarını hiç gezdiniz mi bilmiyorum. Son günlerde oldukça ciddi tartışmaların konusu olan yer. 500 yıl önce Hıristiyan şovalyelerin elinde olan bu kale, kendi düşmanlarını ‘’konuşturmak’’ ya da cezalandırmak için yaptıkları işkencehanesi ile gündeme geldi. Ama klasik şeriatçı kafa, işin özü ile uğraşmayı gene bir kenara attı. İşkencehanenin kapısında yazılı olan ‘’ınde deus abest’’(Tanrının olmadığı yer) yazısına taktı. Öyleye “Ilımlı İslam’’ taslaklarının yönettiği bir ülkede, beşyüz yıl önce bile yazılmış olsa, “Tanrının olmadığı’’ sözü nasıl kullanılabilirdi. Hemen aklımıza, Afgan talibanının bin yıl önce Afganistan topraklarında kayalara kazınmış heykellerin dinamitlerle yok edilmesi geliyor. Modern ve çağdaş olan her şeye duyulan tam bir kör düşmanlık.

 

     İşin bu yanı artık biliniyor. Şeriat özlemcileri, içinde bulundukları tüm çelişkileri aşamadan, beyninin yarısı alınmış domuz misali, hedefsiz, sağa sola saldırmaya devam ediyorlar. Ama, Bodrum kalesinin dehlizlerinde kurulan işkence yuvalarını ve işkence aletlerini mutlaka görmenizi dilerim. Yurdumun, namuslu ve onurlu insanlarına yıllardır yapılan işkencelerin anlaşılabilmesinde eminim katkısı olacaktır. Bu söz hiç yabancı değil bizlere. Ülkenin dört bir yanında yüzlerce “Tanrının olmadığı’’ yer var. Ve günde dört vardiya çalışmaya devam ediyor. Ne zaman sistemin sahipleri, demokrasi, özgürlük, insan hakları, adalet ve eşitlikten bahseder, biliniz ki o anda elleri çok kanlı ve kirlidir. Işık görmeyen dehlizlerde, rutubetli bodrum katlarında, insan pisliği kokan hücrelerde mutlaka birilerinin bedeni acılar içinde kıvranıyordur. Bilinci teslim alınamayanların, teslim alınmış bedenlerine öylesine bir saldırı yapılır ki dudaklarınız uçuklar. Mutlaka gözleriniz siyah bezlerle bağlanmıştır. İşkenceci, sizin gözlerinizden öyle korkar ki adeta böcek gibi kalır. O nedenle göz göze gelmemelidir. Bilmem kaç volt cereyanın altında bedeninizin her santimetrekaresi yanmaktadır. Vücudunuza binlerce iğne aynı anda saplanmış gibi olursunuz.. Bunu saatlerce ve günlerce, hatta aylarca olduğunu bir düşünün. Egemen sınıfların insafı yoktur. Acıması yoktur. He türlü soygun, talan, yağmalama ve rant için yapamayacakları da yoktur. Bunları dile getirmek, teşhir etmek suçtur. Ederseniz bedeli işkencedir. Ama itiraf etmeliyim ki, atalarının yüzlerce yıllık hünerlerini aratmayacak kadar mahirdir “işkencecilerimiz”.Egemen sınflar ne kadar gurur duysalar azdır. Muhalifin yaşı, cinsiyeti olmaz. Yaşlı, genç, kadın, kız ve hatta çocuk fark etmez. Mevcut sömürü ve soygun düzenine karşıysanız, her şeyi  hak ediyorsunuz demektir.. Irzınıza geçilebilir, makatınıza cop sokulabilir. Tırnaklarınız sökülüp, iç organlarınız bir daha iflah olmamak üzere tahrip edilebilir. Kollarınız, elleriniz, kaburgalarınız kırılabilir. Eksi ısılarda buzun üstüne atılabilirsiniz. Kollarınızdan tavana asılıp, kendinizden geçene kadar elektrik şokuna tabi kalabilirsiniz. Dişleriniz sökülebilir, vücudunuzda yüzlerce sigara söndürülebilir. İntihar etmenize bile şansınız olmaz. Falakadan parçalanan ayaklarınız, tuz üstünde yürütülerek beyninize giden sinirlerin tüm acıları en dorukta hissetmeniz için yapılır.

 

        Evet orada tanrı yoktur. Zaten işkence odalarına ‘’misafir’’ edildiğinizde size ilk söylenen budur. Tek kurtuluşunuz uşaklık ya da işbirlikçi olmaktır. Ama zaten uşak ve işbirlikçi olanların orada işi ne? Onlar “saygın” insanlar olarak sokakta dolaşmaktadır: protokol masalarında, “iş” görüşmelerinde, eğlence mekanlarında ya da dünyanın en güzel sayfiye yerlerinde kirli paralar yutmaktadırlar. Evet muhalif olmanın bedeli bunlardır.

 

     Yukarıda yazılanlar, ülkemizde yüzlerce yıldır yaşananların sadece bir parçasıdır. Hala da yaşanmaktadır. Bodrum kalesinin, işkence odalarının girişinde yazılan “tanrının olmadığı yer”  yazısı ile uğraşan insan hakları ya da turizm bakanları, birazcık vicdan ve haysiyet sahibi iseler, kendi evinin önünü süpürmeye çalışmalılar. Meraklanmasınlar, tanrılar kendi işlerini görecek her türlü mekanizmaya sahipler. Yeryüzünde onların yeteri kadar temsilcisi var. Ama masum ve namuslu insanların, düşünen ve üretenlerin, eşitlik, adalet ve özgürlük sevdalılarının önünde sadece hapishaneler ve işkence odaları var. Tarih işkencecileri asla affetmemiştir, affetmeyecektir. Bugün görece sahip oldukları güç, yarın başkalarının eline geçecektir. Gene şanslılar ki, osyalizmin ve sömürüsüz toplumun reddettiği ilk şey gene işkencedir. Onlar bunları yaşamayacaklar. Ama uşaklığın para etmeyeceği de biline…

 hasimbaris@ak-bim.com.tr         01.07.2006


  Geri Geri Arkadaşına Yolla Arkadaşına Yolla Yazdır Yazdır Yukarı Yukarı  

Arşiv
 
Hasim Baris

Tanrinin Olmadigi Yer
Tüm hakları saklıdır