Design and Programm AWCM Team Corum merkeze bagli Gökköy köyü, Corum, corum köyleri, yemek tarifleri, kiz isimleri, erkek isimleri Çorum, corum köyleri,yemek tarifleri, kız isimleri, erkek isimleri Tüm hakları saklıdır
Site Ana Sayfa
Gökköy Radyosu - ilaç gibi radyo
   19. Ekim 2018, Cuma      
 Ana Sayfa
 İlimiz Çorum
 Köyümüz Gökköy
 Gökköy Derneği
 Duyurular
 Kaybettiklerimiz
 Yaşam ve kültür
 Video-slayt
 Arşiv
Albümler
Yazarlar
Favorilerime Ekle!
  Ana Sayfa > İlimiz Çorum >  > 
Çorum tarihi

Çorum tarihi

Yapılan çalışmalar sonucunda, yontma taş çağı (Paleolitik) Cilalı Taş Devrinde (Neolitik) kalkolitik dönemin 4. aşamasında Çorum Bölgesinde insan yerleşimlerinin bulunduğunu ortaya çıkarmıştır.
                65103   (defa okundu)               

Çorum,  Karadeniz bölgesinin İç Anadolu'ya açılan kapısıdır. Beşbin yıllık
tarihi geçmişe sahiptir. Hititlerin başkenti Hattuşa Boğazkale
ilçesindedir. Alaca ilçesi Alacahöyük ve Ortaköy ilçesindeki
Şapinuva'da Hitit medeniyetinin çok değerli kalıntıları vardır.Çorum
tarihi varlığı yanında eşsiz doğa güzelliklerine sahiptir. Kargı,
Abdullah, İskilip, Bayat ve Osmancık yaylaları önemli piknik ve
dinlenme alanları olup,Çatak Milli Tabiat Parkında kayak tesisi
mevcuttur.

KÜLTÜR VE TURİZM FAALİYETLERİ OLGUSU İÇİNDE İL VE ÇEVRESİNİN YERİ

Eski ve köklü bir kültür yapısına sahip olan Çorum birçok medeniyetlere
beşiklik etmiştir. Tarihi paleolitik devre kadar uzanan ilde, M.Ö.
4000'li yıllardan itibaren aralıksız iskan edildiği görülür. Çorum,
pekçok uygarlıkların kalıntısını saklayan açık hava müzesi
durumundadır. Anadolu'nun yerli kültür sanat geleneğini devam ettiren
kentin en önemli Turizm merkezi Hititlere başkentlik yapmış olan
BOĞAZKÖY'dür.

İlin Kültür ve Turizm yönünden odak noktasını oluşturan Boğazköy ve Hititlere ait diğer kent
kalıntıları ile tarihi yapılar turizmi canlı tutan etkenlerdir. İl'in
önemli olan diğer özelliği Karadeniz Bölgesi'ni İç Anadolu'da bulunan
turizm merkezleri ile diğer turistik merkezlere bağlayan yol üzerinde
geçit durumunda bulunan İlimiz turizm açısından gerekli yatırımları
beklemektedir.




Çorum Anadolu'nun yerli kültür ve sanat
geleneğini devam ettiren, çeşitli uygarlık kalıntılarını saklayan açık
hava müzesi özelliğini taşır. Çorum ve çevresi aslında tümüyle
arkeolojik kazılar sonucu Çorum ve yöresinin tarihi geçmişini aşağıdaki
biçimde sıralayabiliriz.

PALEOLİTİK ve NEOLİTİK DEVİRLER (Yontma ve Cilalı Taşa Geçme Devri):

Çorum'da dağınık ve az sayıda bulunan bazı taş aletler, bu bölgede yontma taş
çağında (Paleolitik) insanın da yaşamış olduğunu ve yine bu çevredeki
münferit buluntular Cilali Taş Devrinde (Neolotik) yerleşimin varlığını
gösterir.

KALKOLOTİK DEVİR (Maden-Taş Çağı): M.Ö. 5000-3000

Çorum ve çevresinde ilk yerleşim M.Ö. 4000 yıllarında kalkolotik dönemin 4.
aşamasına rastlar. Yörede kazısı yapılan merkezlerin hemen hepsinde
kalkolotik çağa ait kap, kacak ve bakırdan yapılma malzeme ele
geçmiştir. Her antik yerleşimin altında kalkolotik bir döneme
rastlanılması doğal bakırın yörede varlığına bağlanabilir.

Ayrıca yörede diğer zengin maden
yataklarının bulunması teknoloji evrimini çabuklaştırmıştır. Böylece
zengin etnik guruplara ve krallıkların ortaya çıkarmasına neden
olmuştur. Bu devir eserlerine Alacahöyük, Büyük Güllücek, Boğazköy,
Eskiyapar, Kuşsaray'da rastlanmıştır. Yerleşimler bu dönemden itibaren
devamlılık göstermiştir.

TUNÇ ÇAĞI (Maden Devri) M.Ö. 3000-1200

Çorum İlinin antik tarihinde en önemli dönem Tunç çağıdır. Saf bakırlı
yetinmeyip, maden filizlerinin arıtılması ve arıtılan madenlerle alaşım
yapılması insan yaşamının en önemli evrelerinden biridir. M.Ö. 3000
yıllarına kadar süren bu dönem üçe ayrılır Eski, Orta, ve Genç
devirleridir.

Eski Tunç Devri (M.Ö. 3000-2000)

M.Ö. 3000 yıllarında Anadolu'da etrafı surlarla çevrili kent devletlerinin
yaşadığı bilinmektedir. Çorum ve çevresinde etrafı surlarla çevrili pek
çok kent devletinin varlığı yapılan arkeolojik kazılarla belirlenmiş
durumdadır. Başlangıçta nadir eşyanın yapımında kullanılan Tunç, halka
kadar inmiş değildi. Eski Tunç 1. evresinde bazen bakır devir de
denmektedir.

Bu devre 500 yıl kadar sürmüştür. Bu sürenin sonunda Tunç eşyalarının yapımı ve kullanımı bollaşmaya ve halka maledilmeye başlar. Bu dönemde Eski Tunç 11. dönemi denir.
2500-2300 yılları arasındadır.

Alacahöyük bu dönemin en zengin kent beyliklerinden biri olarak karşımıza çıkar. Eski Tunç 111. döneminde (2300-2000) Anadolu çok sayıda kent beyliklerinden oluşan oldukça
renkli etnik bir görünüm sunan kavimler topluluğu halindedir.

Anadolu'da bu devrede henüz yazı bilinmediğinden,bu yörede bu denli zenginlik
beylikleri kurulmuş olan Hitit'lerin çivi yazılı belgelerinden, öğrendiğimize göre Hattilerdir. Bu dönemde yaşayan kavmin Anadolu'daki
ismi en eski bilinen yerli kavmi olduğu karşımıza çıkmaktadır.

Orta Tunç Devri

Orta
Tunç Devri Anadolu'da Asur Ticaret Kolonilerinin ve Eski Hitit
Devletinin ortaya çıktığı dönemdir. Eski Tunç çağından yazının
çıkmasıyla ayrılır.

ASUR TİCARET KOLONİLERİ ÇAĞI (M.Ö. 1950-1850)

M.Ö.
11. bin yılı başlarında Anadolu zengin ve o çağın bayındır ülkelerinden
biridir. Anadolu'nun bu durumunu bilen Mezopotamyalılar Asur Devletinin
önderliğinde bir ticaret ilişkisi içine girdiler. Ticaretin
devamlılığının sağlanması için Asurlular bazı Anadolu kentlerinin
yanına 9 tane pazar kenti "KARUM"lar kurmuşlardır.

Boğazköy'de Hattus Karum adıyla
kurulan kent bu ticaret merkezlerinden biriydi. Bu kurumlar Asur'a
bağlı olup, tüccarlar ve ticarethane ve yol güvenliği için yerli
beylere vergi ödüyorlardı. Bu ticaret ilişkileri Anadolu'yu kültürel,
ekonomik ve politik yönden etkilemiş M.Ö. 11. bin yıllarından Anadolu
yazıyı tanıyarak Tarihi Çağlarına girmiştir.

 Bu çağ sanatında silindir,
damga, mühürler, tabletler, insan ve hayvan heykelcikleri ile hayvan
biçimli içki kapları (rython) özellik taşır. Çanak Çömlek sanayii,
çarkın kullanılmasıyla büyük gelişme göstermiştir. Anadolu'da yaşamakta
olan sanat, yerli gelenek ve görenekler mezopotamyadan gelen etkilerle
gelişmiş yeni bir ruh ve boyut kazanarak daha sonraki Hitit sanatının
temelleri atılmıştır.

HİTİT ÇAĞI M.Ö. 1650-1200

Asur Ticaret kolonileri dönemi Anadolu'da sosyal ve siyasal yeni
görünüşlerin doğmasını sağlamış, beyliklerle yönetilen Anadolu'da
mezopotamya'daki gibi merkezi devlet fikri gelişmiş ve iç mücadelerle
başlamıştır.

 Hint Avrupalı bir kavim olan ve M.Ö. 1850'lerde Anadolu'ya gelen Hititler; önceleri Anadolu'nun yerli halkıyanında paralı asker olarak çalışmışlardır.

Asurluların Anadolu'dan çıkmak zorunda kalmaları sırasındaki mücadelelerde askeri
ve idari yönden temayüz ederek devlet idaresini ellerine almışlardır.
Anadolu'nun yerli halkıyla kaynaşan Hititler, Anadolu'daki beylikleri
birleştirip, siyasi birlik sağlayıp Hitit Devletini kurmuşlardır. Bu
devletin kurucusu Labarna, başkenti Çorum İli Boğazkale İlçesi Boğazköy
(Hattusas)dür. Hititlerin adı Anadolu'nun yerli kavmi olan Hattilerden
gelmektedir.

Hitit tarihi M.Ö. 1650-1450 eski
krallık ve M.Ö. 1450-1200 Hitit İmparatorluk Devri olmak üzere iki
safhada incelenir. Hititler Anadolu'da hakimiyeti kurduktan sonra
Suriye'ye seferler yapmışlardır. Mısır'la yaptıkları Kadeş Savaşı
sonrası, tarihteki ilk yazılı anlaşma olan Kadeş Anlaşmasını
yapmışlardır.

Hitit Devletinin kuruluşundan itibaren
sanattaki mezopotamya'lı unsurlar kaybolmaya başlayıp, Anadolu'nun
yerli sanatıyla birleşmiştir. Sanatta boyutlar büyümüş anıtsal ve
monimental eserler ortaya çıkmıştır. Büyük Mabetler, Saraylar, Sosyal
Yapılar, kaya kabartmaları ve ortosdadlarla önceki sanattan ayrılır.
M.Ö. 1200 yıllarında deniz kavimleri gücü ve kuzeyden Kaşka
saldırılarıyla zayıflayan Hitit Devleti yıkıldı. Başta Boğazköy olmak
üzere bütün Hitit şehirleri yakılıp talan edildi.

FRİG ÇAĞI

Hitit
Devleti'nin yıkılışından sonra Anadolu'da 300 yıllık bir karanlık devir
yaşanmıştır. M.Ö. 800 yıllarında Asur kaynaklarından "Muşki" olarak
geçen Frigler, merkezi gordion olmak üzere Kızılırmak yayı içindeki
bölgede bir devlet kurarak tarih sahnelerine çıkmışlardır.

Friglerin Çorum İlindeki önemli
yerleşme merkezleri Pazarlı, Boğazköy, Alacahöyük ve Eskiyapar'dır. Bu
çağın önemli bir özelliği de, demirin uygarlığa bu çağda girmesi ve
Demir Çağına Friglerle başlanmasıdır. M.Ö. I!. Yüzyılın ilk yarısında
Kimmerler tarafından yıkılan Frigler; Kültür ve sanattaki
etkinliklerini M.Ö. 330'da Büyük İskender'in Anadolu'yu ele geçirmesine
kadar devam etmişlerdir.

FRİG SONRASI

Kimmerlerin
Frig devletinin yıkılmasından sonra Çorum ve çevresi İran'da bir devlet
kuran Med'lerin daha sonra da Pers'lerin hakimiyetinde kalmıştır. M.Ö.
276'da Trakya üzerinden geldikleri sanılan Galatlar, Çorum ve
çevresinde Hitit ve Friglerden sonra en çok iz bırakan devlettir.
Konfedarasyonla yönetilen galatların, Çorum ili dahilindeki merkezleri
Tavium, İskilip Avkat ve Nefes Köydür.

Roma İmparatoru Julius Cesar
zamanında bu bölgede Romalıların eline geçmiş ve M.S. 395'te Roma
İmparatorluğunun ikiye ayrılmasından sonra Çorum ve civarı Roma
(Bizans) İmparatorluğu'nun hissesine düşmüştür. Bu devirde Çorum'un
adının Yonkinya olarak görmekteyiz.

ÇORUM'UN TÜRK YÖNETİMİNE GEÇİŞİ

1071
Malazgirt Zaferinden sonra Türk beylikleri birçok koldan Anadolu
kalelerini Bizanslılardan almışlardır. Çorum ve çevresini Türkler
tarafından fethi konusunda iki ayrı görüş vardır. İlk görüşe göre;
Çorum ve çevresi Danişment Ahmet Gazi tarafından 1075 yılında feth
edilmiştir. İkinci görüşe göre; Melihşah'ın ümerasından Emir Tutak ve
Emir Altuk'un Çorum'u fethettikten sonra yeni fetihler için Bağdat'a
tayin edildiği ve Ahmet Gazi'nin bundan sonra bu bölgenin yönetimine
getirildiği biçimindedir.

DANİŞMENT BEYLİĞİ DÖNEMİNDE ÇORUM

Danişmentliler
Anadolu Selçuklularına bağlı olarak Çorum'da içinde olmak üzere Sivas,
Tokat, Ankara, Çankırı, Kastamonu ve Yozgat çevresinde hüküm sürmüştür.
Çorum ve çevresinde Danişment beyliğinin en önemli olayları Haclı
seferlerine karşı mücadeledir. Danişment beyliği, 11. Kılıç Arslan
tarafından 1178 yılında Anadolu Selçuklu devletine bağlanmıştır.

ANADOLU SELÇUKLULARI DÖNEMİNDE ÇORUM

11.
Gıyasettin Keyhüsrev zamanında Çorum'un idari bölümlerinden
Serleşkerlik (Bölge Komutanlığı ve Sancak Beyliği) olduğu ve başında
Hatirüddin Zekeriya adlı bir komutanın bulunduğu bilinmektedir.

Anadolu Selçuklu Devleti 1243 Kösedağ
Savaşı'nda Moğollara yenildikten sonra Anadolu'da karışıklıklar çıkmış,
1276'da Kunduz Bey'in Oğlu Emir Celalettin Çorum'daki Moğolları yenerek
Çorum ve Amasya'yı kurtarmıştır. Çorum'daki Kunduzhan Mahallesi adı da
bu Bey'e ilişkin olarak verilmiştir.

OSMANLILARA KADAR ÇORUM

Selçuklu
Devleti 1308 tarihinde yıkıldıktan sonra Çorum Anadolu'da kurulan
beyliklerden Eretna Beyliğinin daha sonra Kadı Burhanettin Ahmet
Devletinin yönetimi altına girmiştir. Osmanlı Padişahı Yıldırım Beyazıt
Anadolu'da birliği kurmaya çalışırken 1398'de Çorum, Osmancık ve
İskilip'ten sonra Amasya'yı da alarak oğlu Çelebi Mehmet'i Amasya'ya
Vali atadı.

OSMANLILAR DÖNEMİNDE ÇORUM

Çorum,
Yıldırım Beyazıt'ın fethinden Cumhuriyete kadar Osmanlı yönetiminde
kalmıştır. Ankar Savaşından sonra Timur'un himayesinde Amasya'da
egemenliğini yürüten Çelebi Sultan Mehmet, Çorum'da bir subaşılık
kurarak tüm bu çevreyi Osmanlı yönetiminde tutmuş, 1413 yılında
Anadolu'da birliği sağladıktan sonra, oğlu 11. Murat'ı Amasya'ya Vali
atamıştır. Bu dönemde Çorum Sancağı'da Amasya'ya bağlı idi.

Çelebi
Mehmet'ten Osmanlılar'ın yıkılışına kadar geçen süre ile ilgili yeterli
bilgi ve belgeye sahip olmamakla birlikte, XVl. Yy'dan sonra meydana
gelen Celali İsyanları nedeniyle Çorum'un yeterince gelişemediği de bir
gerçektir.

Hitit Siyasi Tarihi

M.Ö. 1800 yılları, Anadolu tarihinin
başlangıcı yerli Aglutinant dil grubuna ait Hattiler ve Hint Avrupalı
Hititler hakkında ilk bilgilerin edinildiği dönemdir. Bu çağ, Hitit
kültürünün başlangıç ve gelişme aşamalarının kaynağıdır. M.Ö 2500-2000
yılları arasında Kuzey Kapadokya ve Orta Karadeniz bölgesinde gelişmiş
kültürün temsilcisi Hattiler’ di.

Şehir devletleri tarafından yönetilen
bu bölgenin müstahkem şehirleri, kral mezarları, hazineleri, Hatti
kültürünün simgeleridir. M.Ö 2000 yılları sonlarında büyük savaşlar
sonucunda çıkan yangınlarla sona eren bu çağı, Asur Ticaret Kolonileri
dönemi izler. Yazılı kaynaklardan Hititlerin, Anadolu’ya M.Ö. 3. binin
son yıllarında, 2. binin başında küçük gruplar halinde, girmeye
başladıkları ihtimali çıkmaktadır. Hititlerin Anadolu’ya kuzey
Karadeniz üzerinden veya kuzeydoğudan, Kafkaslar üzerinden geldikleri
ve Kızılırmak kavisinin kuzey kesimine yerleşmiş oldukları
değerlendirilmektedir.

Birbirini izleyen akınlarla Orta
Anadolu içlerine yayılan Hititler, zamanla etki alanlarını
genişletmişler, Hattili Prenslerin arazilerine hakim olmuşlardır.   

Asur Ticaret Kolonilerinin geç
evresinde (M.Ö 1800-1730) Kuşşara Kralı Pithana ve oğlu Anitta tarih
sahnesine çıktılar. Onlar Hitit diline Naşili adını veren Kaniş/Neşa’yi
zaptedip krallığın ilk merkezi yaptılar. M.Ö. 1700’lerde Kuşşara kralı
Anitta, Hattuş Krali Pijusti’yi yenip şehrini tahrip ettiğini
anlatmaktadır. “Geceleyin yaptığım bir saldırı ile şehri aldım. Yerine
yaban otu ektim. Benden sonra her kim kral olur ve Hattuş’u yeniden
iskan ederse gökyüzünün Fırtına Tanrısı’nın laneti üzerinde olsun.”

Hattuşa M.Ö. 17. yy.’ ın ikinci
yarısında, Hitit Kralı I. Hattuşili tarafından başkent olarak seçilir.
Eski Hitit Devleti’nin kurucusu I. Hattuşili Kızılırmak kavisi içindeki
çekirdek ülkede birliği sağladıktan sonra, Kuzey Suriye ve Yukarı Fırat
Bölgesi’nde Hurri Ülkesine karşı yönettiği akınlarla, kendisini
izleyecek Hitit Krallarına bir Dünya devleti olma amacının işaretini
veriyordu. Murşili istilalara güneyde devam ederek ve Suriye’deki şehir
devletlerini devreden çıkartarak, Mezopotamya ticaret yollarını kontrol
altına aldı. Halep ele geçirildi ve ordu Babil’e kadar ilerleyerek
Hammurabi hanedanlığına son verdi.

Ancak, Murşili’nin Hantili tarafından
öldürülmesi bir karışıklık dönemi getirir. Hantili idareyi ele aldıysa
da o da öldürüldü. Hantili’den sonra tahta geçen Zidanta ve I.
Huzziya’da Hantili ile aynı kaderi paylaşarak öldürüldüler.

Bu dönemde Hitit devleti, Torosların
güneyindeki ülkeleri, Güney ve Güneydoğu Anadolu’daki diğer bölgeleri
yeniden Mitanni Krallığı’na kaptırdı.

Telipinu tahta geçince, saraydaki kan
davalarını durdurmayı başardı. Önceki kralların uzak bölgelere
yaptıkları seferleri durdurarak, Anadolu’yu kendi içinde tutarlı bir
idari teşkilat altına almaya çalıştı. Bu amaçla eyalet sistemini kurdu.
Telipinu fermanı olarak bilinen  fermanı yayınlayarak, taht verasetini
belli kurallara bağladı.

Geleneksel Hitit tarihi çağ ayrımına
göre, Telipinu devrini “Orta Krallık” adı verilen dönem izler. Bu dönem
krallarından Tuthaliya I ve Arnuvanda I’in dikkatleri zaman zaman Hitit
etki alanının Batı Anadolu’ya uzanması yolunda yoğunlaşmışsa da
Hititler I. Hattuşili ve I. Murşili’nin başarılarından sonra, yeniden
Kuzey Suriye’de etkili olma isteğinden vazgeçmemişlerdir. Tuthaliya’nın
Ege Kıyılarında Aşşuva’ya dek uzanan başarılı bir askeri harekatının
anlatıldığı, savaş ganimeti olup Çorum Müzesi’nde sergilenen tunç kılıç
üzerindeki yazıt, bu anlamda yorumlanmaktadır..

Aynı zamanda I. Tuthaliya Hititlerin
amansız düşmanı Kaşkalar’ la da başetmek zorunda kalmıştır. Metinlerde
Tuthaliya zamanında, Fırat’ın yukarı yatağında kalan bölgelere ve Kuzey
Mezopotamya’da Hurrilere karşı yapılan askeri harekatlardan söz
edilmektedir. Bu başarılarla I. Tuthaliya’nın Hatti ülkesinde krallığın
gücünü yeniden sağladığı anlaşılmaktadır. Ancak I. Tuthaliya’nın
hükümdarlık alanı genelde Anadolu ile sınırlı kalmıştır.

I. Şuppiluliuma tahta geçince,
öncelikle Anadolu’ daki hakimiyetini sağlamlaştırmıştır. Daha sonra
Suriye ve Kuzey Mezopotamya’ nin bazı bölgelerini Hitit Krallığı’ na
katmıştır. Kaşka’ larla savaşmış, Ugarit Kralı II. Nigmedu ile bir
anlaşma yapmıştır. Şuppiluliuma Mısır’ da Tutankhamon’ un ölümünden
sonra çıkan çatışmaları fırsat bilmiş, Kargamış’ ı alarak Mitanni
Krallığı’ na son vermiştir.

II.Murşili’nin, Anadolu’nun
kuzeyindeki ve batısındaki seferleri, Hitit çekirdek ülkesinde vebanın
hüküm sürdüğü ve giderek artan Asur etkisiyle Suriye’de
huzursuzlukların yaşandığı bir döneme rastlamıştır. Bu arada Asur,
Yukarı Mezopotamya’nın batısında Yukarı Belih Bölgesi’ne ve onu
sınırlayan Kargamış’a kadar etki alanını genişletmişti.

Büyük Kralın 9. hükümdarlık yılında
Kargamış’ı yöneten Piyaşşili, Kizzuvatna ülkesinde, birlikte bir kült
törenine (dini tören) katıldıkları sırada öldü. Suriye’de
huzursuzluklar tekrar başladı, Kral’ın ordusunun başına geçerek
Kargamış’a gelmesi ve Piyaşşili’nin oğlunu tahta geçirmesiyle Kargamış
Ülkesi’ni düzene sokmuş ve Kuzey Suriye yeniden Büyük Hitit  Kralı’nın
sıkı denetimi altına girmiştir.

Babası Murşili’nin ardından fazla
zorluk çekmeden tahta geçen11. Muvattalli, yirmi yıldan fazla ’’Büyük
Kral’’ olarak hüküm sürmüştür. O’ nun küçük kardeşi Hattuşili, askeri
birliklerin başı, saray memuru, kuzey sınırının sürekli huzursuz
bölgelerinde ve Hattuşa’da Vali olarak Hükümdara birçok alanda hizmet
vermiştir. Bu dönemde Muvattalli sarayını, tanrı ve atalarının
heykelleri ile birlikte Hattuşa’dan Tarhuntaşşa’ya taşımıştır.
Muvattalli zamanında Orta Suriye’deki Amurru bölgesi nedeniyle,
Hititler’in anlaşmazlığa düştüğü ülke Mısır’dı. Bu anlaşmazlık Kadeş
Savaşı’ na yol açtı. (M.Ö. 1274)

Günümüzde Mısır’ daki Abydos, Luksor,
Abu Simbel’in duvarları ve Ramsesseum’un pylonlarının üzerindeki
kabartmalarda, Yakındoğu’nun geçmişindeki en ünlü savaşlardan biri olan
Kadeş Savaşı’ nın tasviri görülmektedir. Kabartmalara II.Ramses’in
Hitit Kralı II. Muvattalli’yi yenerek elde ettiği zaferin kutlandığı
hiyeroglif metinler eşik etmektedir.

Firavun çok iyi hazırlanarak savaş
alanında bizzat bulunmasına rağmen, savaşın asıl galibi Hititler
olmuştur. Amurru yeniden Hitit yönetimi altına girmiş, ayrılıkçı yerel
kral Benteşina ise Anadolu’ya sürülmüş, Kadeş Kalesi Hitit denetiminde
kalmıştır.

Büyük Kral II. Muvattalli öldüğünde,
eski bir kurala uyulmuş ve imparatorluğun en güçlü adamı olan kardeşi
Hattuşili yerine, oğlu III. Murşili/Urhi-Teşup tahta geçmiştir. O,
başkenti Tarhuntaşşa’dan, yeniden Hattuşa’ya taşımıştır. Büyük Kral ile
imparatorluğun ikinci adamı Hattuşili arasındaki uzlaşmacı tutum,
zamanla bozulmuş ve Büyük Kral’ın, amcası Hattuşili tarafından tahttan
uzaklaştırılmasına neden olmuştur.

III. Hattuşili bu durumu tanrıların
karar verdiği bir “Hak Sorunu” olarak göstermiştir. Yasal bir biçimde
tahta geçmediğinin bilincinde olduğu için III. Hattuşili, dini ve
diplomatik görevlerine çok sıkı bir şekilde bağlıydı. Kült (Tapınma,
ibadet) görevlerinde Büyük Kraliçe Puduhepa kendisine yardımcı
olmaktaydı.

Bölgede II. Muvattalli döneminden ve
Kadeş Savaşı’ ndan bu yana II. Ramses hüküm sürmekteydi. Hattuşili Asur
ve Babil Hükümdarları ile olduğu gibi, II. Ramses ile de hükümdarlar
arasındaki olağan ilişkilerini sürdürmüştür. I. Şuppiluliuma’ dan beri
süregelen savaş durumunu sona erdirmiş ve Mısır ile barış antlaşmasını
imzalamıştır. Antlaşma Hattuşa’ da ortaya çıkarılan ve günümüzde
İstanbul Arkeoloji Müzesinde bulunan kil tabletten anlaşılmaktadır.

Akadca yazılmıştır. Ayrıca
Mısır-Karnak Ramesseum’ da da Mısır hiyeroglifi ile kaleme alınmış
kopyaları görülmektedir. II. Ramses ile yapılan barış antlaşması,
Hattuşili’ nin hükümdarlık döneminde ulaştığı bir zirvedir. Bu başarı
kendisinin rakipleri Asur ve Babil ile Ege’ deki rakibi Ahhiyava
karşısındaki konumunu güçlendirmiştir.

Kurallara uygun olmaksızın tahta
çıkmış olmasına rağmen, III.Hattuşili önemli politik başarılar ve
uluslararası takdir kazanmıştı; ancak Hattuşa’da tahtına çıkacak kişi
ile ilgili düzenlemeyi yapmak da kendisi için önemliydi. Önceden
seçilen varisten vazgeçilmiş ve yerine Prens IV. Tuthaliya seçilmişti.

Tuthaliya tahta çıktıktan sonra,
Tarhuntaşşa Kralı Kurunta ile antlaşma yapmış ve Tarhuntaşşa ülkesinin
sınırları yeniden çizilmiştir. II. Muvattali’nin oğlu olarak hanedandan
gelen Krala, imparatorluk hiyerarşisi içinde Karkamış Kralı ile aynı
düzeyde yer verilmiştir.

Hitit İmparatorluğu’nun bilinen son
hükümdarı IV. Tuthaliya’ nın oğlu II. Şuppiluliuma, başgösteren yiyecek
sıkıntısıyla daha da gerginleşen duruma rağmen bazı askeri başarılar
elde etmiştir. Hattuşa’da bugün Güneykale olarak adlandırılan kesimdeki
bir yazıtta, II. Şuppiluliuma’ nın askeri birliklerinin Orta ve
Güneybatı Anadolu’da başarıyla savaştığından, Tarhuntaşşa’ da da
hükümdarın yeniden otorite kurduğundan söz edilir. Çivi yazılı belgeler
de, Kargamış Kralı ve doğrudan Büyük Kral tarafından denetlenen Alaşiya
(Kıbrıs) ülkesiyle antlaşma yapıldığı belirtilir.

Hitit İmparatorluğu’nun M.Ö. 1200’den
kısa bir süre sonra yıkılma nedeni halen tam olarak anlaşılamamıştır.
İmparatorluğun yıkılmasına çeşitli etkenlerin neden olduğu
değerlendirilmektedir. Son büyük kralın hüküm sürdüğü dönemde, halk
içinde huzursuzluklar ve Hitit aristokrasisinde giderek artan
çatışmalar başgöstermiştir.

Hitit Devletinin ayakta olduğu son
yıllara tarihlenen yazılı kaynaklar, sefalet içinde olduğu belirtilen
Anadolu’ya Suriye ve Mısır’dan büyük miktarlarda tahıl sevk edildiğini
kanıtlamaktadır. Aynı zamanda Anadolu’daki huzursuzluklar ve Suriye
üzerindeki Hitit etkisinin azalması da Hitit İmparatorluğu’nun
yıkılmasında neden ya da sonuç olarak değerlendirilmektedir.  

Arkeolojik araştırmalarda Hitit
yerleşimlerinde bulunan yazılı belgeler, Anadolu’da aynı dönemde (M.Ö.
1800’ lü  yıllarda) Hint-Avrupa dillerinin en eskisi Hititçe’den başka,
yine aynı dil grubuna ait Luvi ve Pala dillerinin, ayrıca Hurrice,
Hattice ve Akadca’ nın yazı dili olarak kullanıldığını göstermektedir.
Çivi yazısı ile yazılan bu dillerde her işaret bir heceyi simgeler.
Hititlerin kullandığı bir başka yazı türü de Luvi dilinde yazılan ve
hiyeroglif denen resim yazısıdır.

Hititlerin kullandığı ve Mısır
hiyeroglifinden tamamen farklı olan bu hiyeroglifte, heceler hatta
kelimeler tek bir işaretle temsil edilebiliyordu. Hiyeroglif daha çok
mühürlerde ve kaya anıtları gibi büyük yazıtlarda tercih edilmekteydi.
Hititlerde okur yazarlık yalnızca çok küçük bir gruba ait bir beceri
olarak kabul edilirdi. Çivi yazısını kralların da (LUGAL.GAL) 
okuyamadıkları, aldıkları mektupların sonunda yer alan ve yazıcıya
hitap ettiği anlaşılan “sesli oku” ibaresinden anlaşılır. Çivi
yazısıyla yazılmış metinler arasında yıllıklar, törensel metinler,
tarihi olaylara ilişkin belgeler, antlaşmalar, bağış belgeleri ve
mektuplar vardır.

Bu yazı kil tablet üzerine, kalem
yerine kullanılan sivri uçlu bir araçla, kil henüz ıslakken kazılarak
yazılıyordu. Kil tabletlerin, özellikle yangın geçirip sertleşmiş
olanları, günümüze kadar iyi durumda gelmiştir. Ahşap ve maden
tabletlerin varlığı yine metinlerden bilinmektedir. Hattuşa’da 1986
yılında bulunan ilk madeni tabletin üzerinde “Hitit Kralı ile
Tarhuntaşşa Kralı arasındaki bir  antlaşmanın” metni vardır.

Hitit Dini

Hitit dini çok tanrılı bir dindir;
panteonun (tanrılar ailesi) içinde binlerce tanrı ve tanrıça vardır ve
bunların pek çoğu diğer kavimlerin dinlerinden alınmıştır.

Hititler’ de tanrılar tıpkı insanlar
gibidir. Fiziki şekilleri insan gibi olduğu kadar, ruhen de onlarla
aynı olup, insanlar gibi yerler, içerler, kendilerine iyi bakıldığı
sürece insanlara iyilik ederler; ancak ihmal edildikleri zaman hemen
intikam almaya, insanları en acımasız yöntemlerle cezalandırmaya
hazırdırlar. Bir Hitit metni insanlarla tanrıları birbirleriyle
kıyaslamakta ve tanrı- insan ilişkilerini bey - hizmetçi ilişkilerine
benzetmektedir.

Hitit devletinin panteonu Anadolu ve
Suriye şehirlerinin çeşitli yerel panteonlarının zamanla bir araya
getirilip birleştirilmesinden oluşmuştur.

Hitit devletinin başlangıcından
itibaren baş tanrı, fırtına tanrısıdır (Teşup). Kozmik dönemi (kainatı)
sağlayan, krallığı ve ülkenin düzenini koruyan fırtına tanrısıdır.
Kral, efendisi adına ülkeyi yönetir.

Siyasal yapısı itibariyle Hitit
Devleti, Kral ve üyeleri kraliyet ailesinden gelen kişilerden oluşan
politik bir kurumdu. Yönetimin politik organı  Panku’dur (İmparatorluk
Meclisi). Herhangi bir politik sorun olduğunda Panku Kral tarafından
toplantıya çağırılmaktaydı.

Hitit Kraliyet ailesi, dışarıya karşı
kapalı bir topluluk değildi. Krallık kalıtsaldı, ancak, Kral olabilecek
birinci ve ikinci dereceden erkek olmaması durumunda, birinci dereceden
bir prensesin eşi de  Kral olabilirdi. Kral tarafından belirtilen
veliahdın Panku’nun onayını aldıktan sonra bağlılık yemini etmesi
gerekiyordu. Krallık yanında, kurumsallaşmış bir Kraliçelik de vardı.
Kraliçenin politik hayatta önemli görevler üstlendiği III.
Hattuşili’nin eşi Puduhepa’nın icraatlarından anlaşılmaktadır. Ancak
Hitit devlet yapısında Kral, mutlak güçtü.

Hitit İmparatorluğu’nun Yapısı

Siyasal yapısı itibariyle Hitit
Devleti, Kral ve üyeleri kraliyet ailesinden gelen kişilerden oluşan
politik bir kurumdu. Yönetimin politik organı  Panku’dur (İmparatorluk
Meclisi). Herhangi bir politik sorun olduğunda Panku Kral tarafından
toplantıya çağırılmaktaydı.

Hitit Kraliyet ailesi, dışarıya karşı
kapalı bir topluluk değildi. Krallık kalıtsaldı, ancak, Kral olabilecek
birinci ve ikinci dereceden erkek olmaması durumunda, birinci dereceden
bir prensesin eşi de  Kral olabilirdi. Kral tarafından belirtilen
veliahdın Panku’nun onayını aldıktan sonra bağlılık yemini etmesi
gerekiyordu.

Krallık yanında, kurumsallaşmış bir
Kraliçelik de vardı. Kraliçenin politik hayatta önemli görevler
üstlendiği III. Hattuşili’nin eşi Puduhepa’nın icraatlarından
anlaşılmaktadır. Ancak Hitit devlet yapısında Kral, mutlak güçtü. 

Kadeş Savaşı ve Barış Antlaşması

M.Ö.
1274 tarihinde II. Ramses ile Muvattalli arasında Kadeş önünde büyük
bir meydan savaşı yapılmış ve Kadeş Barış Antlaşması ile
sonuçlanmıştır. Bu antlaşmaya bağlı olarak II. Ramses savaştan önce
aldığı yerleri boşaltmış, Kadeş Şehri Hititlere kalmıştır.

Kadeş Barış Antlaşması sırasında
orduda çıkan bir isyanda, Muvattalli öldürülmüştür. Antlaşma, onun
yerine geçen III. Hattuşili tarafından imzalanmıştır. (M.Ö.1269) Bu
antlaşma dünya tarihinde eşitlik ilkesine dayanan en eski antlaşmadır.
Antlaşma çivi yazısıyla gümüş plakalar üzerine Akadca olarak
yazılmıştır. Ayrıca Kralın mührünün yanında Kraliçenin mührü de vardır.

Bu antlaşmanın gümüş levhalara
kazınmış olan asıl metinleri kayıptır. Mısır’da tapınakların
duvarlarına kazınan antlaşmanın bir nüshası da, Boğazköy (Boğazkale)
kazılarında kil tablet olarak bulunmuş olup Istanbul Arkeoloji
Müzesinde sergilenmektedir.

Kadeş antlaşmasının Hattuşa’da bulunan
çivi yazılı tabletinin büyütülmüş kopyası New York’ta Birleşmiş
Milletler Binasında asılıdır.

Kadeş Antlaşması Metni

“Mısır Memleketi Kralı, Büyük Kral,
Kahraman Ra-maşe-şa mai Amana’nın Hatti memleketlerinin büyük Kralı
Hattuşili ile iyi dostluklarının , kardeşliklerinin ve büyük
krallıklarının devamı için yaptıkları antlaşmadır.

Bunlar, Mısır memleketi Büyük Kralı,
bütün memleketlerin kahramanı, Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral,
kahraman Minmua-rea’nın oğlu, Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral,
kahraman  Min-pahirita’rea’nın torunu, Rea-Maşeşta-Mai Amana’nın, Hatti
memleketi Kralı, Büyük Kral, Murşili’nin oğlu, Büyük Kral, Hatti
memleketi Kralı, kahraman Şuppiluliuma’nın  torunu, Büyük Kral, Hatti
memleketi Kralı, kahraman Hattuşili’ye söylediği sözlerdir.

Aramızda  daima olarak iyi kardeşlik
ve iyi sulh kurdum. Mısır memleketi ile Hatti memleketi arasındaki
münasebetlerde iyi kardeşliğin ve iyi sulhun tesisi için şunları
söylüyorum: İşte, Mısır memleketi ile Hatti memleketi arasındaki
münasebete gelince, ezelden beri tanrı onlar arasında düşmanlığa
müsaade etmediğinden antlaşma ebedidir. Büyük Kral, Mısır memleketi
Kralı, Rea-Maşeşa Mai Amana, güneş ve fırtına tanrılarının münasebeti
gibi öyle edebi bir münasebet tesis etti ki, o aralarında daima
düşmanlık yapmağa mani olur.

Mısır memleketi Kralı, büyük Kral
Rea-Maşeşa Mai Amana gümüş bir tablet üzerine kardeşlik Hatti memleketi
Kralı, büyük Kral Hattuşili ile bugünden itibaren aramızda iyi sulh ve
iyi bir kardeşlik tesisi için bir muahede yaptı. O benim kardeşimdir,
ben de onun kardeşiyim ve onunla daima sulh halindeyiz. Bize gelince:
Bizim kardeşliğimiz ve sulhumuz evvelce Mısır memleketi arasındaki sulh
ve kardeşlikten daha iyi olacaktır.

Bak, Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral
Rea-Maşeşa Mai Amana Hatti memleketi Kralı, Büyük Kral Hattuşili ile
sulh ve kardeşlik halindedir.

Bak, Mısır memleketi Kralı Rea-Maşeşa
Mai Amana’nın oğulları Hatti memleketi Kralı, Büyük Kral Hattuşili’nin
oğulları ile ve kardeşleri ile sulh ve dostluk daimidir. Onlar da bizim
gibi kardeş ve sulh halindedir.

Mısır memleketiyle Hatti memleketi arasındaki münasebete gelince: Onlarda bizim gibi daima kardeşlik ve sulh halindedirler.

Mısır memleketi Kralı, büyük Kral
Rea-Maşeşa Mai Amana istikbalde her hangi bir şey almak için Hatti
memleketine girmeyecektir. Hatti memleketi Kralı, Büyük Kral Hattuşili
de istikbalde herhangi bir şey almak için Mısır memleketine
girmeyecektir.

Bak Güneş ve Fırtına tanrılarının
Mısır memleketi ile Hatti memleketi için getirmiş oldukları ilahi
nizam, onlar arasındaki sulh ve kardeşliktir, düşmanlık değildir. Bak
Mısır memleketi Kralı; Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana bugünden
itibaren iyi durumu muhafazada sebat edecektir. İşte Mısır memleketi
Hatti memleketi ile daimi sulh ve kardeşlik halindedir.

Eğer yabancı bir memlekette bir düşman
Hatti memleketine gelirse ve Hatti memleketi Kralı, Büyük Kral
Hattuşili bana “Ona karşı koymak için bana yardıma gel” diye bir haber
gönderirse Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana
piyadesini süvarisini gönderecek onu öldürecek, Hatti memleketi için
ondan intikam alacak.

Eğer Hatti memleketi Kralı, Büyük Kral
Hattuşili tâbi beylerine kızarsa, onlar ona karşı bir kusurda bulunursa
Mısır memleketi Kralı Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana’ya haber
gönderirse Mısır memleketi Kralı piyadesini ve süvarisini ona gönderir.
O kimlere kızmışsa onları imha eder.

Eğer dış memleketlerden yabancı bir
düşman Mısır Kralı kardeşin Rea-Maşeşa Mai Amana’ya ve Mısır
memleketine karşı gelirse ve onun kardeşi Hatti memleketi Kralı
Hattuşili’ye “Ona karşı koymak için bana yardıma gel” diye bir haber
gönderirse Hatti memleketi Kralı Hattuşili piyadesini, süvarisini
gönderecek ve benim düşmanımı öldürecek.

Eğer Mısır Kralı Rea-Maşeşa Mai Amana
tâbi beylerden birine kızarsa, onlar ona karşı birleşirlerse ve ben
Hatti Kralı kardeşim Hattuşili’ye “Haydi” dersem Hatti memleketi Büyük
Kralı Hattuşili piyadelerini ve harb arabalarını gönderecek, o kimlere
kızmışsa onların hepsini mahvedecek.

Bak, Hatti memleketi Kralı
Hattuşili’nin oğlu babası Hattuşili’nin bir çok senelerinden sonra
Hattuşili’nin yerine Hatti memleketi Kralı olacak. Eğer Hatti
memleketinin asilzadeleri ona karşı birleşirlerse Mısır memleketi
Kralı, Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana piyadelerini ve harp arabalarını
Hatti memleketinin hatırı için onlardan intikam almak üzere gönderecek.
Hatti memleketinin Kralının ülkesinde asayişi temin ettikten sonra
memleketleri Mısır’a dönecekler.

Eğer bir asilzade Hatti memleketinden
kaçarsa böyle bir adam Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral Rea Maşeşa Mai
Amana’ya iltica ederse vazifesini yerine getirmek için, ister Hatti
memleketi Kralı Hattuşili’ye ait olsun, ister ayrı bir şehre ait olsun,
onu yakalayacak ve onu Hatti Kralı, Büyük Kral Hattuşili’ye iade
edecektir.

Eğer bir asilzade Mısır memleketi
Büyük Kralı Rea-Maşeşa Mai Amana’dan kaçarsa ve böyle birisi Hatti
memleketine, Hatti memleketi Kralı Büyük Kral Hattuşili’ye gelirse onu
yakalayacak, kardeşi Mısır memleketi Kralı Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai
Amana’ya iade edecektir.

Eğer bir adam veya iki üç adam Hatti
memleketinden kaçarsa, Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai
Amana’ya gelirse Mısır memleketi Kralı Büyük Kral onları yakalayacak ve
kardeşi Hattuşili’ye iade edecek. Mısır Kralı ve Hatti Kralı
kardeştirler, bu sebepten onları bu kabahatleri için şiddetle
cezalandırmasınlar, onların gözlerinden yaş akmasın, bu şahıslardan
karıları ve çocuklarından intikam alınmasın.


  Geri Geri Arkadaşına Yolla Arkadaşına Yolla Yazdır Yazdır Yukarı Yukarı  

İlimiz Çorum
Çorum tarihi
 
Tüm hakları saklıdır