Design and Programm AWCM Team Corum merkeze bagli Gökköy köyü, Corum, corum köyleri, yemek tarifleri, kiz isimleri, erkek isimleri Çorum, corum köyleri,yemek tarifleri, kız isimleri, erkek isimleri Tüm hakları saklıdır
Site Ana Sayfa
Gökköy Radyosu - ilaç gibi radyo
   21. Ekim 2018, Pazar      
 Ana Sayfa
 İlimiz Çorum
 Köyümüz Gökköy
 Gökköy Derneği
 Duyurular
 Kaybettiklerimiz
 Yaşam ve kültür
 Video-slayt
 Arşiv
Albümler
Yazarlar
Favorilerime Ekle!
  Ana Sayfa > Arşiv

Nurettin Ilhan

Avrupa'da Üc Kusak

Birinci kuşak Avrupa’ya ayak basar basmaz; o fabrika senin, bu işyeri benim demeden çalıştırıldılar. Çalıştırıldılar çünkü onlar Avrupa ülkelerine çalıştırılmak üzere getirilmişlerdi
                68935   (defa okundu)               

08 Nisan 2006        06:30:37        5830   (defa okundu)     

Nurettin Ilhan
        

 

1960 lı yılların başında Avrupa'ya çalıştırılmak üzere getirilen azınlıkların birinci kuşağı; iş pazarından öyle ya da böyle ellerini ve eteklerini çektiler. Kimisi iş kazasından, kimisi hastalıklar nedeniyle, kimisi de ölümlerin araya girmesinden ötürü sahneden çekilmek zorunda kaldılar. Geriye kalanları ise; ya emekli oldular, ya da son yıllarda hortlayan işsizlik krizinden paylarına düşeni alarak, işsizler ordusuna çoktan katıldılar.

 

Birinci kuşak Avrupa’ya ayak basar basmaz; o fabrika senin, bu işyeri benim demeden çalıştırıldılar. Çalıştırıldılar çünkü onlar Avrupa ülkelerine çalıştırılmak üzere getirilmişlerdi. Zira Ikinci Dünya savaşında harabeye dönen Avrupa yeniden yapılanmaya gitmekte ve üretim araçlarını geliştirerek dünya piyasalarına yeniden hakim olma yolunda ilerlemekteydi. Işte bu dönemde Avrupa’ya gelenler buralarda bir süre çalışacak para biriktirecekler sonrada kendi ülkelerine geri döneceklerdi. Onlar o zaman, kendilerince böyle düşünmüşlerdi. Bu yüzden bazıları geri döneceğiz umuduyla eşlerini ve çocuklarını yanlarına hiç getirmediler. ‘Evdeki pazarın çarşıya uymadığını’ erken farkedenler; hayallerinin o yönde gerçekleşemeyeceğini anlayınca; eşlerini ve çocuklarını geç te olsa yanlarına getirdiler.

 

Eşlerini ve çocuklarını yanlarına getirmeyenlerin problemleri kendi ülkelerinde; yanlarına getirenlerin problemleri ise Avrupa’da yoğunlaştı. Birinci kuşak içerisinde yer alan anne ve babalar ve onların beraberinde getirdikleri çocuklar; bir türlü ne oralı, ne de buralı olabildiler. Deyim yerindeyse "Iki  derede bir arada’ kala kaldılar.

 

Zaman ilerledikçe anne ve babaların zorlukları; çocuklarının çokluğu ile düz orantılı olarak arttı gitti. Baba ve annelerin iş yerlerinde ve günlük yaşamlarında karşılaştıkları problemlere dil problemleri de eklenince; işler hepten sarpa sardı. Zira bu kuşak, problemleri çözebilmek için hep bir tercümana gereksinim duydu. Resmi işlemlerinde yeminli tercümanlara gayri resmi işlerde de dil bilen yakınlarına sürekli bağımlı kaldılar. Yani, deyim yerindeyse; onlar hiçbir zaman kendi göbeklerini kendileri keser duruma gelemediler. Birinci kuşak; sahneden çekilene kadar da başkalarına bağımlı kalmayı sürdüreceğe benziyor.

 

Peki ya onların çocukları; yani ikinci kuşak ne alemde?  Onlar da anne ve babalarından farklı bir durum yaşamadılar. Yalnız ikinci kuşağın icinden; okuyup belli bir eğitim düzeyini tutturanlar, anne ve babalarına oranla daha  rahat bir ortamı bir ölçüde yakalayabildiler. Bu kuşağın içinde yer alıpta eğitim düzeyleri standartların altında kalanlar ise; bugün bile zaman zaman iş bulup çalışıyor ve zaman zaman da işsizlik kasasına avuç açmak zorunda kalıyorlar.

Yalnız ikinci kuşağın babalarına  ve annelerine oranla bir avantajları var ki ; o da onları babalarından  ve annelerinden çok belirgin bir şekilde ayırıyor. Örneğin: Bulundukları ülkelerin dillerini ve koşullarını  babalarından  ve annelerinden çok daha iyi bilmeleri ve bunu günlük yaşamda kullanabilmeleri onlara büyük rahatlıklar sağlamaktadır. Bulundukları ülkelerinin siyasi, ekonomik ve eğitim sistemlerini birazdaha iyi bilmeleri de onları baba ve annelerinden ayıran özellikler arasında yer almaktadır. Bu ayrıcalıklar iyi değerlendirildiğinde onlara; yaşamakta oldukları ülkelerde kendilerini geliştirme olanağını büyük ölçüde yaratmış olmaktadır. Burada anlattıklarımızdan nasibini alanlar yaşadıkları ülkelerde kısıtlı da olsa eğitim olanaklarından yararlandılar. Bu ülkelerdeki birçok kurum ve kuruluşun nasıl çalıştığını bir ölçüde kendi deneyimlerinden öğrendiler. Kendilerini gerçek anlamda yenileyen ve geliştirenler bu bilgi ve deneyimlerinden azımsanmayacak derecede yararlandilar. Ama bütün bu olumluluklara rağmen; ikinci kuşağın içerisinde, yaşamakta oldukları ülkelerin siyasi, ekonomik ve eğitim sistemini gerçek anlamda bilmeyenlerin sayısı da azımsanacak gibi değil. Kendi içlerine kapalı soyut bir yaşam tarzını; aradan neredeyse elli yıl geçmesine karşın, günümüzde bile sürdürmekteler.

 

Şimdi gelelim birinci ve ikinci kuşağın ürünü ve devamı olan üçüncü kuşağa. Bakalım onların durumları ne konumda?  Zira günümüz Avrupa’sında bu kuşaktan problemli kuşak diye söz edilmektedir.Bu olayı gurur meselesi yaparak; ortaya çıkan  problemleri de saklamaya gizlemeye hiç gerek yok sanıyorum. Bu nedenle üçüncü  kuşağın içinde bulunduğu durumu çok yönlü ele alıp; akılcı bir şekilde irdelemek kaçınılmaz duruma gelmiştir. Varsayımlar ve olasılıklar sosyolojik gelişmelerin ışığında; çok yönlü olarak değerlendirmeye alınmalıdır. Bunları söylerken ve yazarken özellikle şunu belirtmekte yarar görüyorum. Teşhiş koyma yerine, olasılıkları iyi değerlendirmek; hazır reçete yazma yerine de; geçmişi, şu anki durumu ve geleceği akılcı bir biçimde mercek altına yatırmak gerekeçektir. Sosyoloji ve Psikoloji bilimi göçmenlik  konusunu ve beraberinde getirdiği sorunları enine boyuna incelemiş ve araştırmıştır. Sosyal bilimlerin verilerinden yararlanmak ve ona göre hareket etmek bizlere zarar değil, yarar sağlayacaktır. Kuşakların sosyal yaşamlarında karşılaşmış oldukları deneyimleri; iyisiyle kötüsüyle,artısıyla eksisiyle masaya yatırmak zorunlu hale gelmiştir. Bazı saptamalar yapıldıktan sonra korkmadan ve endişeye kapılmadan kararlı uygulamaları gerçekleştirmek gerekir. Bunları da gerçekleştirebilmek için; öncelikle kendimizi yetiştirmek ve geleceğe hazırlamak yapılacak işlerin başında gelmelidir.

 

Gelecek kuşakların; sağlıklı yetişebilmeleri için, önce onların gerçek yeteneklerinin keşfedilmesi şarttır. Yetenekleri keşfedilen çocukları da bu kuvvetli taraflarıyla hayata hazırlamak; onların gelecekleri açısından büyük önem taşımaktadır. Eğitimin amacı: çocukların yeteneklerini, en iyi bir şekilde geliştirmelerine her yönüyle destek ve yardımcı olmaktır. Zira her insanın kuvvetli bir yönü mutlaka vardır. Önemli olan insanların mutlu yaşamalarına katkı sağlamaktır. Severek üreten insan genelde mutlu insandır. Çocuklarımızın yeteneklerini geliştirirken; onların çocukluklarına hiçbir şekilde zarar verilmemelidir. Aksi taktirde ‘kaş yapalım derken göz çıkarmış’ oluruz. Bütün bunlar uzmanlık gerektiren konulardır. Bazı şeyleri uygulamaya koymadan önce bir eğitim uzmanına danışmakta yarar vardır.

Çocukları, olanaklarımızın elverdiği ölçüde okul öncesi eğitimden yararlandırmak çok önemlidir.

 

Çocuk eğitimi için gerekli olan temel taşları o şekilde yerine oturtmalıyız ki; onların sonraki öğrenimlerinde bu temel çöküntüye uğramasın. Yani demirden ve harçtan hiçbir kısıntı  ve çalıntı olmamalı. Bu arada anneler ve babalar da çocuk yetiştirme konusunda çağdaş yeniliklere ve gelişmelere açık olmalıdırlar. Anneler ve babalar bunu yapmadıkları veya yapamadıkları taktirde, çocuklarının çok gerisinde kalmaya mahküm olacaklardır. Zira gelişmeler çok hızlı yol alırken; çocuklar da hızlı bir gelişim göstermektedirler.

 

Annelerin ve babaların  kendilerini yetiştirmeleri bir zorunluluktur. Sonraki kuşakların iyi yetiştirilebilmeleri ve hayata hazırlanabilmeleri; annelerin ve babaların kendilerini yetiştirmeleriyle doğru orantılı olarak gelişme gösterecektir. Burada iyi yetişmiş bir annenin önemini özellikle vurgulamak istiyorum. Çocuk yetiştirme konusunda doğallığınızı yitirmediğiniz taktirde birçok problemin üstesinden gelebileceğinize eminim. Dünyada hiçbir problem çözümsüz değildir. Yeter ki problem çözmeyi öğrenelim ve çözebilmenin yollarını araştıralım. Hatta çözümü zor gibi görünen birçok sorun bile; zamanla  kendiliğinden çözülebilmektedir.

 

Yatırımı çocuklarına yapan anne ve babaların, meyvelerini kısa zamanda toplayacaklarına adım gibi eminim. Çocuklarını küçük yaşlarda ihmal edip, onları hep arka plana atan anne ve babalar da yaptıkları hataların faturasını çocuklarına ödettirmiş olacaklardır. Çocuklara ve gençlere kıymayın saygıdeğer büyükler. Lütfen büyüklüğünüzü bilin. Gençler bizim bugünümüz ve yarınımız. Onlar bizim canımız, ciğerimiz, herşeyimiz…..


  Geri Geri Arkadaşına Yolla Arkadaşına Yolla Yazdır Yazdır Yukarı Yukarı  

Arşiv
 
Nurettin Ilhan

Avrupa'da Üc Kusak
Tüm hakları saklıdır