Design and Programm AWCM Team Corum merkeze bagli Gökköy köyü, Corum, corum köyleri, yemek tarifleri, kiz isimleri, erkek isimleri Çorum, corum köyleri,yemek tarifleri, kız isimleri, erkek isimleri Tüm hakları saklıdır
Site Ana Sayfa
Gökköy Radyosu - ilaç gibi radyo
   21. Ekim 2018, Pazar      
 Ana Sayfa
 İlimiz Çorum
 Köyümüz Gökköy
 Gökköy Derneği
 Duyurular
 Kaybettiklerimiz
 Yaşam ve kültür
 Video-slayt
 Arşiv
Albümler
Yazarlar
Favorilerime Ekle!
  Ana Sayfa > Arşiv

Arap Gül

Alevilik Nedir

Alevilik Anadolu Coğrafyasında, Osmanlı’nın kuruluş dönemi sonrasındaki kısa bir süreyi kapsayan dönem haricinde, bu güne kadar hiçbir iktidar tarafından destek sağlanıp, öğretisi resmi olarak yapılamadı.
                76755   (defa okundu)               

16 Temmuz 2006        00:06:25        6581   (defa okundu)     

Arap Gül
        

Bir toplumun ortak düşünce ve inançları vardır. Bunlar korunması gereken en kıymetli değerlerdir. İnsanlar düşünebiliyor ise insan, inanıyorsa yaşıyor demektir. Bunun için insanı insan yapan düşünce ve inançlara insanlık adına saygı duyulması gerekir.

 

Bu ve buna benzer ortak kıymetlere birey olarak katılıp benimsenmelidir. Eğer sahiplenemeyecek durumda ise o zaman kendi kıymetlerini belirleyerek sahiplenilmelidir.

 

Benimsenmeyecek değerleri reddetmek ve aksini savunmak insanların en doğal hakkıdır. Ancak kabul etmediği aksini savunduğu değerleri, kendine göre tanımlamaya kalkmak, bu değerleri kendi mecrasından başka mecralara sürüklemek etik değildir.

 

Bu etik olmayan davranışa son zamanlarda Aleviliğin muhatap olduğu görülmektedir. Şöyle ki; dini inancı olmayan biri çıkıyor, Aleviliğin dinden soyutlanmış bir kültür hareketi olduğunu savunuyor. Bir başkası Ehli-beyt sevgisiyle sınırlayarak, Aleviliği kişiye duyulan sevgi söylemiyle daraltmaya çalışıyor. Bir başkası da İslam’ın dışında ayrı bir din diye, Aleviliği İslam’ın dışına çıkartmaya çalışıyor.

 

Bunca tartışma ortamındaki söylemlerden; Aleviliği Alevilerin değil, Alevilik üzerine araştırma yaptığını söyleyenlerin tanımlama yaptıklarını görüyoruz. Bu tanımlamalar üzerine de tartışma ortamı yarattıklarına tanık oluyoruz.

 

Aleviliğin, sevgi ve hoşgörü istikametinde, insanlık onuru, haysiyeti, gelişimi için, insanı merkez gören bir anlayışla, İslamiyet’in yorumu olduğu gerçeği 1400 yıldır söylenmektedir. Bu ifade neden dikkate alınıp, Aleviliğin artı ve eksileri tartışılmıyor da, Alevilik yeni keşfediliyor edasıyla farklı farklı tanımlanmaya kalkışılıyor.

 

Yapılan tanımlamaların bir kısmına bakıldığında, bu değerleri yok etmek için 1400 yıllık yapılan çabanın başka bir versiyonu karşımıza çıkmaktadır.

 

Etnik bir guruba mal etme ve dinden soyutlanmış bir kültür hareketi olduğu yolundaki tanımlamalardan ise İnsanlığın geleceği için Aleviliğin reddedilemez değerlerinde kendilerine yer arama çabasının varlığı kendini göstermektedir. Bu da Aleviliği ancak bu kadarıyla anlayabildikleri gerçeğini yansıtmaktadır.

 

Halbuki bu kapsamda değil de, bu değerleri yaşatmak ve bu değerleri kazandıran öğretinin tanıtımı için çaba sarf edilse, insanlık adına bir katkı sağlanır. Aleviliğin 1400 yıllık sağladığı katkı da heba edilmemiş olur.

 

Aleviliğin, sadece Ehli-beyt sevgisiyle sınırlı olmadığını,

 

Aleviliğin, sığınılacak bir yer arama uğruna yapılan tanımıyla da, dinden soyutlanmış bir kültür hareketi olmadığını,

 

Aleviliğin, yalnızca Anadolu’ya mahsus bir inanış biçimi olmadığını,

 

Aleviliğin, İslam’ın dışında ayrı bir din de olmadığını,

 

Aleviliğin, bir etnik gruba da ait olmadığını,

 

Ayrıca; böyle eksik, yanlış ve tutarsız ifadelerle tanımlamaların yerinde olmadığını, hepimiz de biliyoruz.

 

Bu yolun ulularınca Alevilik İslamiyet’in yorumudur” ifadesi ile tanımlanmıştır. Bu tanımlama kapsamında da, 1400 yıl boyunca Alevilik öğretisi sürdürülmüştür.

 

Alevilikte farklı kültürlerden, yerli inançlar ve diğer dinlerden bir öğretinin varlığı doğrudur. Ayrıca bunlardan da iz bulunması doğaldır. Bu durumu dikkate alarak, Aleviliğe İslamiyet’in dışında bir din anlayışıdır demek yanlıştır.

 

Kuran’da yer alan “Bu senden önce gönderdiğimiz elçilerimizin de yasasıdır. Bizim kanunlarımızda bir değişiklik bulunmaz” içeriğini taşıyan İsra Suresinin 77. Ayeti yorumlandığında, bu gerekçelerden dolayı, Aleviliğin İslamiyet dışı bir din anlayışı olmadığı görülmektedir.

 

 

“Benim bacım, paha biçilmez değerdeki varlığını, şeytani gözlerin iğrenç bakışlarından korumak için giyindiği simsiyah çarşafıyla, imanla atan kalbiyle, irfanla çalışan aklıyla ve tavizsiz vakur karakteriyle eşsiz bir âbidedir” diye süslü cümlelerle kadını siyah çarşafa büründürmenin doğruluğunu savunan bir zihniyete karşı, kadına iğrenç bir bakışın yanlışlığını, kendi eşinden başka kadınlara ana-bacı gözüyle bakılmasını öğütleyen anlayışın birbirinden farklı olduğunu söylemeye gerek yoktur.

 

İşte bu ve buna benzer insan ve insanlık onuru, haysiyeti, gelişimi için insanı merkez gören anlayış farklarıyla, asırlar boyu İslamiyet’i Sünni kesimden farklı yorumlayan ve İslamiyet’i yaşatan Alevi anlayışını, İslam’ın dışında tutma gayreti, asimile çalışmaları, baskılar, zulümler ve hatta katliamlar bile bir sonuç vermezken, bunu Alevi olduğunu söyleyenlerin dile getirmiş olmaları düşündürücüdür.

 

Bizler; günümüzü yorumlamayı marifet edinenlerden olmayıp, geçmişteki olaylardan ders almayı ve günümüzde tekrarının yaşanmaması için önlem alıp, güzellikleri yaşatma ve mutlulukları yakalamak için yeni projeler üretmeliyiz. İşte o zaman ileriye doğru yol alabiliriz. Yoksa hep tarihin tekrarını yaşamaktan kurtulamayız.

 

Konumuzla doğrudan ilgili olmamakla birlikte, yakın tarihimize bir göz atalım. Bu Anadolu Coğrafyasında, Demokrasi-Özgürlük ve diğer yenilikler adına yapılan mücadelede, genç Cumhuriyetin genç nesline yetecek kadar, liderlik özelliğini taşıyan bir ATATÜRK vardı. Bu görmezden gelinerek uzaklarda lider arandı. Sahipsiz kalınmasından dolayı O’na sahiplenenler de amaçları doğrultusunda O’nu yok ettiler.

 

Son zamanlarda; yazılı ve sözlü dinî yayınlarda, sık sık rastladığımız gibi, yüzlerce yıl benimsemedikleri Hacı Bektaşi Veli’yi ve Yunus Emre’yi bu gün Sünni oldukları iddiasıyla,   Alevilik değerlerinin savunucuları arasından koparma gayreti sürdürülüyor. Fazla düşünmeye gerek yok. Hangi zihniyetin ne adına sahiplenildiği ortadadır. Anlayana bu da başka bir örnektir.

 

Alevilik Anadolu Coğrafyasında, Osmanlı’nın kuruluş dönemi sonrasındaki kısa bir süreyi kapsayan dönem  haricinde, bu güne kadar hiçbir iktidar tarafından destek sağlanıp, öğretisi resmi olarak yapılamadı. Bu değerler mücadeleci ruha sahip ve çilekeş insanların sayesinde, bu günlere kadar yaşatıldı. Bu ruhun bundan sonra da yaşatılacağına hiçbir şüphem yok. Ancak son yıllarda ülkemize hakim olan baskıcı burjuvazinin getirdiği olumsuz etkileşmeden dolayı sanki bu ruhun yok olduğu yanılgısı hakim. Materyalist düşüncenin birincil önceliği alması, insanların ideallerini yaşama önceliliğinin ikinci plana atılması sağlanmıştır. Bu etkilenmeden yalnızca Aleviler değil, Sünniler de bir o kadar nasiplenmiştir. Diyanet Kurumuna ve Sünni iktidarlara  rağmen bu durumdan (inançlarını yaşatamamaktan veya yaşayamamaktan) Sünniler de şikayetçiler. Bu şikayet ister gerçek olsun, isterse takiyye olsun durum ortadadır.

 

Öyle ise; “bu öğreti ve değerler tarihin derinliklerinde kaldı”, “çağımızın hakim olduğu kentsel yaşamda bunu sürdürebilmek mümkün değildir” diye karamsarlığa düşmek yanlıştır. İslamiyet’i Alevi gibi öğrenmeden, İslamiyet’in Sünnilerin yorumladığı gibi zannedilerek, bu inancı İslamiyet’in dışına taşıma gayreti içinde bulunanlara ve hatta bunları haykıra haykıra dile getirerek, Aleviliği sahiplenenlere karşı suskun kalmak, onlara bir nevi hizmettir.

 

Bu tanımlamalarla, bu değerleri yaşatmak mı, yoksa yok etmek adına mı yapıldığını iyi düşünmemiz gerekiyor.

 

Yaşatmak adına olmadığı kesin. 1400 yıllık mücadelede, haksızlığa karşı haykırış örneği gösteren Kerbelâ Şehitlerinin, 17 Kemerbestlerin, Erdebil Erenlerinin, Anadolu Erenlerinin, Hallac-ı Mansurların, Şeyh Beddettinlerin, Nesimilerin, Pir Sultanların ve daha nicelerinin bu değerler için canlarından oldukları unutulmamalıdır. Bunların canları pahasına korumaya çalıştıkları bu değerler, bir futbol tabiri ile kısa paslaşmalar ile saha dışına (taca) atılmamalıdır. Bu ise Alevilik anlayışına hiç uymaz. İstenen buysa insanlık adına utanç duymamız gerekir.

 

Peygamberimiz Hz. Muhammed bir hadisinde şöyle der; “Düşmanlarınızın en kuvvetlisi içinizdedir”. Bu durumu, ben Aleviyim diyenlerin değil, Alevilerin iyi değerlendirmesi gerekiyor. Alevi olmayanlara Aleviler adına Aleviliği tanımlama fırsatı vermemelidir.

 

Dostlar özetlemek gerekirse, fitnenin bir adım önde olduğu görülmektedir. Bunu anlayarak fitnenin önüne geçip, değerlerimize sahip çıkalım. Bu değerleri başka mecralara çekerek bir yere varmak isteyenlere fırsat vermeyelim. Bu suskunluk insanlığa da şahsımıza da bir yarar sağlamaz.

 

Tüm Alevileri bu konuda duyarlı ve tepkili olmaya davet ederken, özellikle de bu yolun öğreticisi konumundaki Mürşitleri, taliplerini aydınlatma adına tarihin en büyük görevinin onları beklediğini hatırlatmak istiyorum.

 

Tüm Canlara selamlar….15/07/2006

 

Arap GÜL

İçinizden Biri


  Geri Geri Arkadaşına Yolla Arkadaşına Yolla Yazdır Yazdır Yukarı Yukarı  

Arşiv
Arap Gül

Alevilik Nedir
 
Tüm hakları saklıdır