Design and Programm AWCM Team Corum merkeze bagli Gökköy köyü, Corum, corum köyleri, yemek tarifleri, kiz isimleri, erkek isimleri Çorum, corum köyleri,yemek tarifleri, kız isimleri, erkek isimleri Tüm hakları saklıdır
Site Ana Sayfa
Gökköy Radyosu - ilaç gibi radyo
   21. Ekim 2018, Pazar      
 Ana Sayfa
 İlimiz Çorum
 Köyümüz Gökköy
 Gökköy Derneği
 Duyurular
 Kaybettiklerimiz
 Yaşam ve kültür
 Video-slayt
 Arşiv
Albümler
Yazarlar
Favorilerime Ekle!
  Ana Sayfa > Arşiv

Nurettin Ilhan

Diziler ve Filmler

Oturma ve sohbet amaçlı gittiğimiz akşam ziyaretlerinde de durum üç aşağı beş yukarı böyledir. Koltukta yerimize oturur oturmaz, ya o an bakılmakta olan dizilerinden birisine bakarız veya yine televizyonda yapılmakta olan tartışmalardan birine kulak kesiliriz. Yani her herşeye rağmen televizyon açık kalmayı inatla sürdürür.
                74366   (defa okundu)               

01 Eylül 2009        09:59:29        6006   (defa okundu)     

Nurettin Ilhan
        

Nerede ve ne zaman olursa olsun bir tanıdık veya bir dostla karşılaşsak sohbetimize hep ciddi konulardan söz açarak başlarız. Örneğin: Ya bir önceki gün televizyonda izlediğimiz proğramdan yada gündemi belirleyen tartışma konularından gireriz konuşmalara. Hal hatır sorup sohbet etmeye veya bir iki fıkra anlatıp gülmeye pek zamanımız olmaz nedense…

Oturma ve sohbet amaçlı gittiğimiz akşam ziyaretlerinde de durum üç aşağı beş yukarı böyledir. Koltukta yerimize oturur oturmaz, ya o an bakılmakta olan dizilerinden birisine bakarız veya yine televizyonda yapılmakta olan tartışmalardan birine kulak kesiliriz. Yani her herşeye rağmen televizyon açık kalmayı inatla sürdürür. Bu bağlamda evimizde gücünü en çok hissettiren ve en vazgeçilmez bir alet durumuna gelmiş.

Evimize kadar gelip bizimle sohbet etmek isteyen konuklara hal hatır sormak için; televizyonu bir an olsun kapatmak ve ortalığı sohbet edilebilecek duruma getirmek aklımızın ucundan bile geçmiyor. Bu bağlamda sohet etme ve “iki  lafın belini kırma” gibi bir alışkanlığımızdan eser kalmamış. Ve aynı zamanda ziyarete gelen dostlara zaman ayırma diye bir alışkanlık kaybolmuş gitmiş. Bu değerleri birer birer veya topyekün kaybetmişiz buralarda. Zira sözünü ettiğim bu ve buna benzer durumlar sadece eş - dost ziyaretlerinde yaşanmıyor. Söylemesi biraz acı olacak ama; aynı durumları bizler buralarda en yakın akraba ziyaretlerinde bile yaşıyoruz.

Türkiye’de şu anki durum nasıl pek bilemiyorum ama yurtdışında yaşayan insanlarımız bu ve buna benzer olayları çok belirgin bir şekilde yaşamaktadırlar. Evlerin balkonlarına, çatılarına veya duvarlarına yerleştirilen çanak antenler ve alıcılar biryığın moluzu yurtdışına taşıyor. İzlenmesi ve anlaşılması kolay olan Türkçe proğramlar bizler tarafından fazla izleniyor. Bu yayınlar yurtdışında yaşayan birinci ve ikinci kuşak tarafından gönüllü; üçüncü ve dördüncü kuşaklar tarafından ise, zorunlu olarak izlenmektedir. Zorunlu diyorum, çünkü onlar bu proğramlara anne ve babaları baktığı için bakmak zorunda kalıyorlar.

Son yıllarda mantar gibi türeyip çoğalan televizyonlar, içi boş ama gösterişli proğramları ve yerli dizileriyle insanları korkunç derecede etki altına almışlar. Çok izlenen dizi ve proğramların arasına yerleştirdikleri reklamlarla, insanları hastalık derecesinde kendilerine bağımlı hale getirmişler. Ve elimizde olmadan sinsice günlük yaşantımıza girivermişler. Ve bizleri öyle bir kıskaca almışlar ki; “başı kesilmiş tavuklar” gibi çevresinde dönmekten kendimizi alamıyoruz. Yani televizyonun karşısından ayrılmanın, insanlara çok şey kaybettireceği inancı iyice yerleştirilmiş.

Seksenli yıllarda yurtdışında video filmlerine ilgi haddinden fazla idi. Özellikle hafta sonları kiralanan kasetlerin Pazartesine kadar bakılması gerekiyordu. Çünkü kiralama tutarı hafta sonlarında biraz daha ucuz olmakta idi. Bunlar teslim edilir edilmez yerlerine yenileri alınıyordu. Yani haftanın büyük bir kısmı filmlere bakmakla geçiyordu. Pazartesi sabahı okula gelen öğrencilerin esnemekten ağızları ayrılıyordu. Nedenini sorduğumda ise hafta sonu kiralanan filmlere bakmak zorunda olduklarından söz edip; baktıkları filmlerden birşeyler anlatmaya kalkışıyorlardı. Çocuklar daha haftanın ilk gününden ihtibaren okula yorgun argın geliyorlardı. Bu durumlar anne ve babalara defalarca anımsatıldığı halde; video filmlerine bakma alışkanlığı uzun yıllar sürdü gitti.

Yıllar, videoları ve video filmlerini eskitip devre dışı bırakınca; televizyonlarda yerli diziler devreye sokuldu. Ve bu diziler ortalığı allak bullak ederek günümüze kadar geldi. Bundan sonra devreye neler sokulur, orasını zaman gösterecek. Fakat işin ticaretini yapanlar teknik ilerleyip yenilendikçe; olayları bir boyuttan alıp başka bir boyuta taşıyacaklardır. Bundan adım gibi eminim. Çünkü çevrilen filmlerin senaryoları üç aşağı beş yukarı hep aynı kalıyor. Birilerinin cepleri dolarken, halkın içi boşaltılıyor. Bunlar bilinçli mi, yoksa bilinçsizce mi yapılıyor?  Bu bağlamda, yargılama işini siz saygıdeğer okurlara bırakıyorum.

Hoşça ve Dostça kalın.


  Geri Geri Arkadaşına Yolla Arkadaşına Yolla Yazdır Yazdır Yukarı Yukarı  

Arşiv
Nurettin Ilhan

Diziler ve Filmler
 
Tüm hakları saklıdır