Design and Programm AWCM Team Corum merkeze bagli Gökköy köyü, Corum, corum köyleri, yemek tarifleri, kiz isimleri, erkek isimleri Çorum, corum köyleri,yemek tarifleri, kız isimleri, erkek isimleri Tüm hakları saklıdır
Site Ana Sayfa
Gökköy Radyosu - ilaç gibi radyo
   16. Ekim 2018, Salı      
 Ana Sayfa
 İlimiz Çorum
 Köyümüz Gökköy
 Gökköy Derneği
 Duyurular
 Kaybettiklerimiz
 Yaşam ve kültür
 Video-slayt
 Arşiv
Albümler
Yazarlar
Favorilerime Ekle!
  Ana Sayfa > Köyümüz Gökköy

Gökköy'ün renkli simaları

Onlar, bir döneme damga vurdular. Hikayeleri de kuşkusuz nesilden nesile aktarılacaktır. İşte günümüzün Nasreddin Hocaları, bilge kişileri, stand-Upçıları ve pehlivanları.. İşte renki simalarımız..
                70663   (defa okundu)               

Ardak (İsmail Arda) 

Yaşar, Ali ve Süleyman Arda'nın babalarıdır. İsmail Amca, iri cüsseli olup, iri cüssesini de iyi değerlendiren bir pehlivandır. Pehlivanlıkta anılan en önemli özelliklerinden birisi, güreştiği rakibini iyice yorum sonra yenmeye çalışması olarak bilinir. Rakibini yorma taktiği ise güreşe başladığında rakibi tarafında yere yatırıldığı izlenimini verir. Rakibi "bunu yere yatırdım. Bir daha yağa kalkmadansırtını yere getireyim diye var gücüyle çabalar. Elbette İsmail Amca'nın ağır vücudu rakibin kollarında hal bırakmaz. İşte rakibinin yorulduğunu hissetiği an yerden fırlayarak onu kolaylıkla yener. İsmail Amca'yı ayakta iken yapacağı bir oyunla sırtını getiremeyen rakibi, onu yere yattığı zaman mümkün değil sır üstü çeviremez.

İsmail Amca'nın pehlivanlığından başka bir de "yazdım yazdım" diye bilinen bir anısı da vardır:

İsmail Amca, gezmeyi seven birisidir. Bir gün geziden köye dönerken, yorulur. Komşu köyün arazisinde bulunan Miyana Sultan Türbesi'ne gelmiştir. Türbeyi ziyaret eder. Sonra da yorgunluğunu gidermek için türbenin yakınında bir ağacın gölgesinde yere uzanır. Biraz sonra Dereyazıcı istikametinden gelen bir ayak sesi dikkatini çeker. Uzandığı yerde toplanarak bakar ki ayak sesi türbeye doğru giden bir gence aittir. Hemen delikanlıya görünmemek için biraz daha gizlenir. Genç türbeye yaklaşarak ziyaretini yapıp istek ve yakarışlarını yüksek sesle sıralamaya başlar. Dileklerinden birisi vardır ki defalarca tekrarlar:

- Kurban olduğum Miyana Sultan ne olursun amcamın kızını bana yaz!.. Çünkü amcasının kızını sevmekte fakat sevgisini köydeki amcasının kızına bir türlü ifade edememektir. Bunu için de türbeden dilekte bulunur. Bu dilek İsmail Amca'nın da dikkatini çeker. Delikanlının bu dileği yeniden tekrarlaması üzerine saklandığı yerden gür sesi ile:

- Yazdım evladım, yazdım diye seslenir.

Bu sesi duyan delikanlı ürperir ve ayağa kalkar. Sağına soluna bakınır. Kimseyi göremez. Sevinçli bir şekilde.

- Yazdı, yazdı!.. diye bağırarak köyüne döner. Buradan aldığı kendine güvenle amcasının kızına açılır, sevgisini ifade eder ve kısa sürede evlenirler.

İşte İsmail Amca'nın en önemli özelliği, yapacağı iyiliği hissettirmeden yapmasıdır.

 

Bıcıl (Mustafa Kiraz) 

Mustafa Kiraz, Yusuf ve Hamza Kiraz'ın babasıdır.  Askerlik yaptığı sırada Arabistan'da iken işlenen bir cinayetin suçlusu olarak arkadaşı ile esir düşer. Yabancı dil bilmediklerinden kendilerini savunamazlar. Cezaevine girerler.

Bir rivayete göre de orada savaşırken esir düşer.

Esaret altında iken Mustafa Kiraz, bir Rus güreşçisi ile güreşmesi için zorlanır..  Rus güreşçisi Mustafa Kiraz'dan daha görkemlidir. Bu nedenle Mustafa Kiraz temkinlidir. Ve bunlar güreşe başlar. Mustafa Kiraz kurnazlıkla işaret parmağı ile kispetini delerek Rus güreşçisinin arkasına saplar. Bunun üzerine Rus, acılar içinde yere attığı sırada yenik ilan edilir. Ancak utandığı için de kendini savunmaz ve mağlup olur. Bu güreşe tanık olan ve Mustafa Kiraz'ın Türk olduğunu öğrenen bir Türk casusun yardımıyla kurtularak köye döner.

Yine bir rivayete göre de Mustafa Kiraz ve arkadaşının kaldığı hücrenin kapısında "Türk" yazar. Tesadüfen orda olan ve Türkçe bilen bir subayın yardımıyla kendisini savunarak esaretten kurtularak köye döner.

 

Bıdo (Mustafa Erçin) 

Mustafa Amca'nın en belirgin özelliği alkole içiçe yaşamayı severek sürdürmesidir. Bir kış günü; evinde kendi ölçülerine göre yeteri kadar aldıktan sonra, Uykunun Ali'nin Oda'da komşularla hoş vakit geçirmek üzere evden çıkar. Tam Etem Keser ile Hamza Kiraz'ın evlerinin hizasına geldiğinde canı sigara yakmak ister. Cebinden sigarası ile çakmağını çıkartır. Sigarasını ağzına götürerek çakmağını çakar. Çakmağını çakar ama sigarasını yakabilecek ateş alevini elde edemez. Çünkü burası öyle esmektedir ki rüzgarın yönü ile Bıdo'nun istikameti tam karşı karşıyadır. Esen rüzgar bu nedenle sigarasının yanmasına fırsat vermez. Bıdo, neden sonra çaresini bulur. Rüzgara sırtını döner ve ceketinin sol yanını da açarak duldalanır. Çakmağını da bir iki demeden çakarak sigarasını yakar. Mücadeleyi kazanmanın sevinciyle sigarasını tüttüre tüttüre mevcut istikametinde yürümeye devam eder. Gittiği yön tabi ki Bıdo Amca'nın gitmek istediği yön değildir. Bir de bakar ki kendini Yukarı Pınar'ın oluğunda görür. Hala alkolun etkisinden kurtulamadığı belli ki kendi kendine:

- Ula Ali bu oluğu ne zaman yapmış?.. der

Cinno (İbrahim Taşın)

İbrahim Amca'nın iki belirgin özelliği vardır. Birincisi alkolü olabildiğince iyi kullanmak. ikincisi ise küçük büyük herkesle şakayla karışık iyi bir diyalog içinde olması. Onun şu tür şakaları ünlüdür:

-Babam sana Fındımlı'dan bir fini buldum, getirecektim. Daha gözleri açılmamıştı. -Babam senin için Fındıklı'ya bir daha giderim...

Fındıklı bir Çorum köyüdür ve kızlarının güzelliği ile ünlüdür.

 

Çorlu Memo (Mehmet Demir)

İleriyi görebilen, bilge, alçakgönüllü, üretici için iyi bir örnek teşkil edecek sabırlı bir kişiliğe sahiptir. En acılı günüde bile kendini, çevresini teselli etmeyi bilen birisidir. Bir zamanlar köyde baş gösteren bir salgın hastalıkta çocuğun kaybedince eşinin ağlayıp sızlanıp perişan olduğunu görür. Karısını teselli etmek için acısını içine atarak:

- Yahu karı, ne ağlayıp, sızlanıyorsun? Herkesin çocuğu öldü. Bizimki de öldü. Eyiya işte böylelikle el içine karıştık!.. der.

Zamanında en iyi ve en ucuz ulaşım aracı alarak eşek kulanılır. Köyde yalnızca Çorlu Memo eşek almamıştır. Evinin de tüm ihtiyaçlarını ve yükünü de kendisi taşır. Kimseye de minneti olmaz.

- Neden eşek almıyorsun? diye soranlara

- Akılsızlar, kendi karnınızı doyurdunuz da eşek mi kaldı? Eşeğin yiyeceğini kendim yerim, yükü de kendim taşırım!.. der.

Çorlu Memo yetiştirmede ve üretmede de örnekti. Ağaçları aşılar, diker, büyütürdü. Köyde olmayanı ya da köyde bulunanların en iyisini yetiştirir köylüye dağıtırdı.

Çorlu Memo'nun Addamı'nda bir bahçesi vardı. Buradaki bahçesinden üzümden cevize, armuttan elamaya, duta, kiraza, fındığa, incire kadar her cinsten ağaç vardı. Yetiştirdiği bu ağaçları da insanlara vermekten, onlarla paylaşmaktan mutluluk duyardı.

Bir gün bahçede ugraşırken yanına iki çoban gelir. Onlara üzüm getirip verir. Üzümü yiyen çobanlar, hayvanlarının yanına gitmek için yanınadan ayrılır. Çobanlardan Ali olanı bağdan çıkar. Diğeri de üzüm tevklerinin yanına gider. Bunu gören Çorlu Memo, Ali'ye seslenir:

- Loo Ali!

- Ne var emmi ?..

- Oğlum bağda eşek var onu da çıkarıver.

Ali sağına soluna bakınır. Fakat bağda eşek göremez.

- Emmi bağda eşek yok ki!..

- Oğlum baksana teveğin dibinde ya!.

Ali bakınır, bakınır.. En sonunda teveğin dibine gizlenen arkadaşını görür...

 

Çüşoğun Ali 

Ali amcanın da kendine has özellikleri vardır. Ancak O'nun cin fikirli ve küfürbaz olması ön planda olduğu bilinir.

Köyde hayvan sayısına göre vergi alındığı dönemlerde, Çüşoğun Ali hayvan saklayarak vergi kaçırıyor diye ihbar edilir. Bu ihbar üzerine Sırgatcı (zamanın Vergi Kontrol Memuru) köye gelir. Bunu haber alan Çüşoğunoğlu Ali hemen önlemini alır. Tekelioğlu namıyla bilinen vergi memuru evde arama yaparken bir taraftan da

- Ula Çüşoğun Ali, senin fazla keçin varmış. Nereye sakladıysan çıkart.

- Keçi meçi yok, Tekelioğlu.

-Varmış..

-Yok diyom!.. Anlamıyor musun?.

-Varmış.. Çüşoğunoğlu bak bulursam kötü olur..

- Tekelioğlu, benim fazla keçim yok.. Var diyenin anasını, avradını.. Varsa, bulmak senin işin. Arada bul öyleyse..

- Çüşoğunoğlu, keçiyi bulursam o zaman ben senin ananı avradını..

-Bulamazsan ben de senin.. diyerek atışmalar sürerken bir yandan da dam, samanlık, girellik, evin odaları tek tek, didik didik aranır. Tüm çabalar neticesinde, keçinin evde olduğu ihbarı ciddi olması rağmen keçi bulunamaz. Artık vergi memuru pes etmek üzeredir.

-Ula Çüşoğunoğlu, vallaha da billaha da ceza yazmayacağım.. Bu keçi evde olmasına evde. Bizi fazla yorma. Sakladığın yeri göster.

-Ula Tekelioğlu şimdi yazmazsan sonra yazarsın.

-Ula Çüşoğunoğlu, vallaha da billaha da..ne şimdi ne de sonra yazacağım..

- Haydi öyleyse çok üşüdünüz. Önce ısınalım, sonra da kaçağın saklandığı yeri görelim.

Hep birlikte ocak yanan odaya girerler. Ocağın yanında beşik sallayan evin hanımı gelenleri farkederek toparlanıp misafirleri buyur eder ve beşiği sallamaya devam eder. Tekelioğlu biraz ısındıktan sonra:

- Ula Çüşoğunoğlu yeteri kadar ısındık. Bizi daha fazla oyalama da şu keçinin yerini göster.

Çüşoğun Ali yerinden kalkarak, beşiğin sallmaya devam eden hanımın yanına doğru yürür. Beşiğin yanına varınca beşiğin üstünü açıp sallanmaktan iyice kafası dönmüş keçiyi göstererek:

-Keçi burada!. Ula Tekelioğlu şimdi kim kimin anasını, avradını..? İhbar olayını da bir şekilde vergi ve ceza ödemeden bertaraf etmiş olur..

 

Haçik (Hasan Tolan) 

Köyümüzün en renkli kişilerinden biridir. O'nu küfürleri dolayısıyla tanırız.O, öyle insanları çileden çıkaracak, kavgaya neden olacak türden küfürlerler etmezdi. O'nun küfürleri kimseye dokunmaz ve olmadık yere bir de herkese de küfür etmezdi. Küfürbaz değildi. Yani küfredeceği kişiyi iyi bilirdi. Meraklıları da küfretmesi için onu kışkırtırdı. O'nun özellikle Kozluca köyünden Kır Veli ile karşılıklı atışmaları insanı gülmekten öldürecek nitelikteydi. Haçik Emmi eskiden muhtarlık yapmış olduğundan zaman zaman köye gelen devlet görevlileri ile de tanıştırılırdı. O'nun bu özelliğini öğrenenler, gülüşmek için küfretmesini isterlerdi. Rütbesinden çekinmesi ya da konuk olması nedeniyle başlangıçta sesini çıkarmaz, zaten durduk yere de küfretmezdi. Ama üzerine giderler, Onu kızdırıp çileden çıkarırlar, O da artık kendini frenlemez ağzına gelenleri söylerdi. Zaman zaman kimileri de köye Haçik Emmi'ye selam gönderirlerdi.

Bu arada Haçik Emmi'den fıkra gibi bir anı anlatmamak olmaz..

Komşu köy Cemilbey'den biri -Çerkez kökenlidir*****- köyümüzden tanıdığı zurnacı Kuru Mıstığın (Mustafa Uprak) yanına gelir. O'na satın almak için manda aradığını söyler. Kuru Mıstık şakacı biridir. O anda şimşek çakar ve hemen çerkeze Haçiğin evini göstererek

"-Daha orda Hasan da bir manda var hatta bir de çebiş(keçi) var oraya git" der. Çerkez kendisine gösterilen evin önüne gelince seslenir:

"-Hasan Ağa, Hasan Ağa!."

Haçik evden çıkar:

"-Ne var?. Ne istiyon?." diye sorar. Çerkez sözü uzatmaz, istediğini söyler:

"-Sende bir manda varmış, ona bakmaya geldim!."

Haçiğin kan beynine fışkırır:

"-Ulan çerkez, senin de seni buraya gönderinin de anasını avradını.." diyerek basar küfürü.

Çerkez neye uğradığını şaşırır, mahçup bir şekilde Kuru Mıstığın yanına gelir. Kötü bir şey yapmadığı, söylemediği halde hiç olmadık yere küfredilmesinin nedenini sorar. Olayı planlayan Kuru Mıstık durumu anlatır. Meğer Haçiğin karısının lakabı manda, gelinin ki de çebiş değilmiymiş!.. İşte günümüzün Nasrettin Hocaları..

 

*****Bu hikayeyle ilgili Cemilbey'den Recep Atalay'ın açıklaması şöyle:

"Hasan TOLAN (HAÇİK) ile ilgili anlatılan hikayenin aslını bu sene Köyüme gidince araştırdım. Gençler bilmiyorsa bile yaşlılar iyi bilir Bizim köy; evet o hikayede bahsedildiği gibi Çerkez köyüdür ama Çorum tarafından köye girişte hemen köyün alt tarafında Hasan Aga'nın Tüken'ninin (Tüken; Rusça Bakkal demekki bu kelimeyi Çerkesler göçle birlikte taşımışlar) arkasında Bulgaristan'dan 1950'lerde göç etmiş ailelerin oturduğu (bizim köylüler onlara "MUHACİR" der)bir mahalle vardır. Hikayede adı gecen ve Gökköy'e Manda almaya giden kimse de işte o mahalleden "MUHACİR KAZIM" deyi bilinen şahısmış. Aslında "MUHACİR KAZIM" babayiğit Düğünlerde güreşen pehlivan birisiydi."

 

Kurtçu (Kördede – İbrahim Durak)

Kör dede olarak bilinen İbrahim Durak, köyümüzün hocası Garip; zurnacısı Halis ve Cuma Durak'ın babasıdır. Çok iyi avcı olup köpeklerle arasının da iyi olduğu söylenir. Öyle ki kurt avına çıkmak istediğinde köy meydanında bağırınca köydeki tüm kurtçu köpekler, etrafına toplanırlarmış.

Bir gün köyün diğer avcıları ile kurt avına çıkar. O gün vurduğu fakat yakalayamadığı kurdun kırık bacak kemiğini köye getirir. Ertesi gün yanına Sadık Tolon ve Mehmet Taşçı'yı da alarak ava çıkar. Yanında götürdüğü karabaş ve Ganbur isimli köpekler, bir gün önce vurulan kurdun izini bulurlar ve köpekler önde avcılar arkada kurdu kovalamaya başlarlar. Nihayet Akpınar yakınlarında kurdu sağ olarak yakalarlar. Köyde o gün bir de düğün vardır. İbrahim Durak, yakaladıkları kurdu. düğün kalabalığının yanına getirir ve orta yere bırakır. O günden sonra lakabı "Kurtçu Dede" olarak kalır.

 

Şiş Ali (Ali Erçin)

Deyim yerindeyse, köyümüzün Stan-Up'çısı. O bu günlerde televizyonda boy gösteren, adına Stan-Up'çılar gibi, ne eğitimini almış ne de profesyonel olarak bunu yapmaktaydı. Fakat O tam bir güldürü usbtasıdır. Yanında sohbet ortamında bulunanlar gülmekten kendilerini alamazlar. Müthiş bir anlatım gücü ve mizah yeteneği vardır. Bu arada elbette abartmalara da sıkça başvurur. Çoğu zaman olayları, gülünç olması için süsleyerek, abartarak anlatır.

Yine böyle bir sohbet sırasında olamlı ki büyük oğlu Ahmet, babasının ne kadar cesaretli olduğunu, hiç bir şeyden korkmadığını anlatırken dinlemiş herhalde. Ahmet de cin gibi yaramaz mı yaramaz bir çocuktur. Babasının cesaretini denemek ister. Birgün babasınadan önce dama girer ve saklanır. Şiş Ali az sonra elinde gazyağı lambası ile ıslık çalarak dama girer. O sırada kapının arkasına saklanmış olan Ahmet, yüksek sesle: " Veeeeh!" diye bağrınca, Şiş Ali'nin yüreği ağzına gelir. O ürküntüyle elindeki lambayı bir tarafa kendini bir tarafa atar. Hemen durumun farkına varsa da artık karizması yıkılmıştır. Eline aldığı üvendireyle Ahmet'i Arpalıklara (köyün üst tarafındaki tarlalar) kadar kovalarsa da yakalayamaz.


  Geri Geri Arkadaşına Yolla Arkadaşına Yolla Yazdır Yazdır Yukarı Yukarı  

Köyümüz Gökköy
 
Gökköy'ün renkli simaları
Tüm hakları saklıdır